ASLA VAZGEÇME
(Başa
Dön)
Siz biliyor
musunuz bambu ağacının nasıl yetiştiğini?
Bu istek ve amaç içinde olan kişi toprağa bambu ağacı tohumu
eker ve sularmış. İlk yıl hep toprağa ve dolayısıyla tohuma su
vermekle geçermiş. İkinci yıl aynı işlem devam edermiş. Tohum
itinayla sulanır ve dikkat edilirmiş. Ondan sonraki üç sene
yine aynı. Görünürde hiçbir şey yok. Emek veriliyor ama ortada
bir şey yok. Ne zaman ki beşinci yılın sonuna gelindiğinde
işte o zaman bambu ağacı filiz vermeye başladığı gibi altı
hafta içinde de tam yirmi yedi metre boyuna geliverirmiş.
Ekildiğinden beri gördüğümüz elle tuttuğumuz ve gelişimini
gözlemleyebildiğimiz başka hiçbir ağaç 5 yılda bu boyuta
gelemiyor belki de.
Peki o zaman bu ağaç beş yılda mı büyüdü yoksa altı haftada
mı?
Sadece fiziksel gelişimi gören insanlar için cevap altı hafta.
Ama işin arkasını görebilen, farkında olanlar için ise beş
yıl. Toprağa atılan tohum, belli aralıklarla özenle verilen
su, ışığını ayarlama, yağmurdan rüzgardan koruma derken uzun
zamana yayılmış bir emek harcanıyor. Bu emek harcanırken tohum
filizlenene kadar büyük bir sabır gösteriliyor.
Sonra da tüm kalbiyle ona inanmak gerekiyor. Verilen emeklerin
boşa gitmeyeceğine ve sabrın sonunun selamet olduğuna inanmak.
Çünkü inanmadan yapılan hiçbir şey gerçek olmuyor. Geçici
olarak gerçekmiş gibi duruyor ama kısa zamanda öyle olmadığı
görünüyor.
Bu gelişim süreci içinde bir diğer etken ise vazgeçmemek.
Verilen emeklerin karşılığı görülmeyince, gelişim süresi
uzadığında, etraftan baskılar veya caydırma etkili tepkiler
geldiğinde, cesaret gösteremeyenler kıskançlıkla yaklaşıp
olumsuz enerji verdiğinde, tembeller, emeği değersizmiş gibi
gösterdiğinde vazgeçme aşamasına gelinebiliniyor.
Geçen zaman ve bu zaman içinde verilen emeklerden, gösterilen
sabırdan dolayı yorgunluk da düştümü bedene ve zihine,
vazgeçmek gündeme yerleşiyor. İnsan bir an duruyor ve "Değer
mi?" sorgulamasına giriyor. Bu gelinen noktada en önemli şey,
derhal harekete geçmek. Durmamak ve devam etmek. Asla ve asla
vazgeçmemek. Tabii ki değer. Bu başarıldığı an diğerleri
arkadan geliyor olacak. Kapılar kapıları açacak, başarıdan
başarıya koşulacak.
Uzun zamanda sabırla yavaş yavaş emekle, inanarak kat edilen
yollar en sağlam ve en doğru noktalara ulaşacak; tıpkı bambu
ağacı gibi. Zor büyüyen ama büyüdü mü kolay kolay
devrilemeyecek bir ağaç gibi.
Emek-sabır-inanmak ve vazgeçmemek;
İşte başarının sırrının açılımı bu. İnsan ilişkilerinde de, iş
ilişkilerinde de, üretme aşamasında veya tüketirken bile bu
dört noktaya önem verildiğinde sanki her şey daha güzel ve
daha kıymetli olacak, sanki her zorluğun üstesinden daha rahat
gelinecek. Sanki daha kaliteli ve daha rafine bir toplum
oluşacak. Mutluluk ve şans, kapıları defalarca çalacak.
Tabii ki sevgiyle beslediğimiz, saygıyla büyüttüğümüz sürece.
Tabii ki yönümüzü aydınlığa, mutluluğa doğru çevirdiğimiz ve
çok çalıştığımız sürece.
Fark ettiğimiz ve farkında olduğumuz şekliyle
AZİMLERİNİ YİTİRMEYİP BAŞARIYA ULAŞANLAR
(Başa
Dön)
Bir İngiliz kadını bir gün Lord Northcliff´e dedi ki: "[Geçen
asrın ünlü İngiliz yazar ve şairi] Thackerey bir sabah
gözlerini açtı ve kendisini meşhur bir adam olarak buldu."
Lord Northcliffe şu cevabı verdi: "Thackerey a sabah yataktan
kalkıp kendisini meşhur bir adam olarak gördüğü âna kadar, on
beş sene her gün sekiz saat yazıyordu."
Shakespeare de şöyle dedi: "Biz, rüyaların üzerine bina edilen
malzemeden oluşuruz." Tarih, inandıkları rüyalarının hakikat
olması için yılmadan, usanmadan, azimle çalışan ve başarıya
ulaşan insanlarla doludur.
Londra´daki ünlü British Museum´da (İngiltere Müzesi) Thomas
Grey´in "Elegy Written in a Country Churchyard" başlıklı
şiirinin yetmiş-beş ayrı kopyası teşhir edilir. Grey, üç, beş,
on defa değil, kelimeleri, mısraları 75 (evet yetmiş-beş) defa
değiştirip yazdıktan sonra tatmin olabildi.
Franklin D. Roosevelt çocuk felcine (polio) yakalandı. Ama
azmetti, dört defa ardı ardına Cumhurbaşkanı seçildi; "sakat
bir insan" olmasının Amerika´nın ve dünyanın liderliğini
üstlenmesine engel olamayacağını gösterdi.
İngilizler´in büyük şairi John Mil ton (1608-74), Paradise
Lost (Kaybolmuş Cennet) adlı abidevî eserini yazdığı zaman
tamamen kördü. Sekreterleri kızları idi; babalarının dikte
ettirdiklerini yazmakla kalmıyor, onun danışmak istediği
yazarların kitaplarından sesli okuyorlardı. Eski Yunan ve
Lâtin yazarlarının kitaplarını okumak onlar için zor
olmalıydı, zira kızların bu eski dilleri iyi bilmedikleri
söylenir.
Amerika´nın Kansas City şehrindeki bir gazetenin editörü, bir
gencin göstermek istediği resimlere baktıktan sonra başını
salladı. Gazetede iş isteyen bu genci reddetmekle kalmadı,
ona, zerrece resim kabiliyetinin bulunmadığım da söyledi.
Kendisine sonsuz güveni olan sanatkâr, başka kapıları çaldı
ise de, netice hep aynı idi: kimse kendisinde kabiliyet
görmüyor, iş vermiyordu. Nihayet, kiliselere malzeme satan bir
firmada iş buldu. Yapacağı şey, firmanın, satmak istediği
malzemelerin resimlerini çizmekti. Genç, farelerin cirit
attığı bir garaj kiralayarak çalışmaya başladı. Bu arada, şuna
buna satmak için de resimler çiziyordu, ve yaptıkları nihayet
pazar da bulmaya başladı.
İşte, Walt Disney, film hayatına farelerle dolu bu garajdan
başladı. Sadece kendisi değil, ilhamını garajdaki farelerden
aldığı Mickey Mouse da ölmezliğe kavuştu. ........
Tamamen kör ve sağır olmasına rağmen Bn. Helen Keller ünlü
bir yazar ve hatip oldu. Acı ve ızdırap içinde sızlanmak
yerine, handikaplarına rağmen tam bir hayat sürdü; hattâ
Redcliffe Koleji´ni en üstün derece ile bitirdi.
Bn. Keller, derin bir hümor hissine sahip olduğunu da bir gün
Harvard Üniversitesi´nde konuşurken gösterdi. Bn. Keller,
konuşmasına şöyle başladı: "Siz gençler benden çok daha
talihli insanlarsınız. Zira bendeki bir eksiklik hiç birinizde
yok."
Hatip, bu sözlerinden sonra biraz durakladı, ve Harvard´lı
gençler, bu kör yazar ve hatip kadın nâmına üzülmeye
başlamışlardı ki, Bn. Keller sözlerine devam etti: "Çünkü
benim dişlerim takma." Gençler, Helen Keller´in bu sözlerini
çılgınca alkışladılar.
Eski Yunanistan´ın ve dünyanın en büyük hatiplerinden biri
olan Demosten, konuşabilmek için önce kekemeliğini yenmek
zorunda kaldı.
Amerika´da, İngilizce´nin en büyük lügat kitabını yazan Noah
Webster, (Webster´s International Dictionary), bu iş için 22
sene çalıştı.
George Bancroft, The History of the United States (Birleşik
Amerika´nın Tarihi) adlı büyük eserini 26 yılda tamamladı.
İngiliz tarihçisi Edward Gibbon da, Decline and Fail of the
Roman Em-pire (Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküşü) adlı
abidevî eserini 26 yılda bitirdi, ve kendi otobiyografi´sini
de dokuz defa yeniden yazdı.
Victor Hugo, Notre-Dame de Paris adlı eserini tamamlayabilmek
için giyeceklerini bir sandığa koydu ve bir arkadaşına verdi;
kitap bitmeden geri getirmemesini ısrarla söyledi.
Eski Romalı şair Virgil, Aeneid adlı eserini dokuz senede
tamamladı.
Alexander Dumas, 40 sene, günde 16 saat yazdı. Ernest
Hemingway, İhtiyar Adam .ve Deniz adlı kitabının
müsveddelerini yayımcıya göndermeden önce sekiz defa gözden
geçirerek düzeltti.
Beethoven, her musiki parçasını, en azından on iki defa
yazdı.
İskoçya´lı sahne artisti Sir Harry Lauder "Roamın´in the
gloamin´" adlı şahane şarkısını, kendisini tatmin edecek
tarzda sahnede söyleyebilmek için on-bin (10,000) defa
tekrarladı.
Fransız kompozitörü Maurice Ravel bir piyano konçertosunu
tamamlamak için günde oniki saatten iki yıl çalıştı.
Polonyalı ünlü kompozitör ve piyanist Ignace Paderewski,
mesleğinin zirvesine eriştiği yıllarda dahi her gün sekiz saat
piyanoda pratik yapıyordu. Bir gün bir gazeteciye dedi ki:
"Eğer bir gün pratik yapmazsam, ben bunu hisseder ve görürüm.
Eğer iki gün pratik yapmazsam, dostlarım hisseder ve görür.
Eğer üç gün pratik yapmazsam, dinleyicilerim hisseder ve
görür."
Leonardo da Vinci, ünlü eseri "Son Yemek" tablosunu on senede
tamamladı. O tarihlerden gelen yazılara göre, artist, bazen
kendisini öylesine önündeki işe veriyordu ki, günlerce yemek
yemesini unuttu. Dünyadaki oniki büyük tablodan biri sayılan "The
Last Judgement" (Son Hüküm) Michel-angelo´nun sekiz senesini
aldı.
Avrupa´nın ilk şairi eski Yunanistanlı Homer kördü;
şarkılarını sokaklarda söyledi; ağzı, çok defa, ekmekten
ziyade zengin mısralarla dolu idi.
Büyük Alman Dramatisti Sebiller, en büyük trajedilerini
dayanılmaz fizikî rahatsızlıklar içinde kıvranırken yazdı.
Sıhhati son derece bozulan ve ölmek üzere bulunduğu söylenen
Handel, kendisini ölümsüzlüğe kavuşturan büyük eserini yazdı.
Mozart, büyük operalarını ve son eseri Reguiem´i borç ve
hastalık içinde kıvranırken yazdı. Beethoven, hemen hemen
tamamen sağırlaştığı yıllarda en büyük eserlerini ve bu arada,
belki de dünyanın en büyük senfonisi "Dokuzuncu Senfoniyi
yazdı. Schubert, kısa fakat parlak bir hayattan sonra otuz iki
yaşında öldüğü vakit geride bıraktığı yegâne malı, musiki
müsveddeleri, giydiği elbise ve çamaşırları ile altmış-üç
florin para idi
HAYAT DERSİ
(Başa
Dön)
1) Okuldaki
ikinci Ayımda, Hocamız Test Sorularını Dagıttı. Ben Okulun En
İyi Ögrencilerinden Biriydim. Son Soruya Kadar Soluk Almadan
Geldim Ve Orada Çakıldım kaldım. Son Soru söyleydi: "Her gün
Okulu Temizleyen Hademe Kadının İlk Adı Nedir?.." Bu Herhalde
Bir Çesit saka Olmalıydı. Kadını Yerleri Silerken Hemen Her
gün Görüyordum. Uzun Boylu, Siyah Saçlı Bir Kadındı. 50´lerinde
Falan Olmalıydı. Ama Adını Nerden Bilecektim Ki!.. Son Soruyu
Yanıtsız Bırakıp Kagıdı Teslim Ettim. Süre
Biterken Bir Ögrenci, Son Sorunun Test Sonuçlarına Dahil Olup
Olmadıgını Sordu. "Tabii Dahil" Dedi, Hocamız... "İs Yasamınız
Boyunca İnsanlarla Karsılasacaksınız. Hepsi Bir birinden
Farklı İnsanlar. Ama Hepsi Sizin İlginiz Ve Dikkatinizi
Hakkeden İnsanlar Bunlar. Onlara Sadece Gülümsemeniz Ve
´Merhaba´ Demeniz Gerekse Bile..."
Bu Dersi Hayatym Boyunca Unutmadım. Hademenin Adını da...
Dorothy idi.
2) Bir Gece Vakit Geceyarısına Dogru Alabama Otoyolunun
Kenarında Duran Bir Zenci Kadın Gördüm. Bardaktan Bosanırca
Yagan Yagmura Ragmen, Bozulan Arabasının dısında Duruyor Ve
Dikkati Çekmeye Çalısıyordu. Geçen Her Arabaya El Sallıyordu.
Yanında Durdum. 60´lı Yıllarda Bir Beyazın Bir Zenciye Hem De
Alabama´da Yardıma Kalkması Pek Olagan seylerden Degildi. Onu
Kente Kadar Götürdüm. Bir Taksi duragına bıraktım. Ayrılırken
ille De Adresimi İstedi Verdim. Bir Hafta Sonra
Kapım çalındı. Muazzam Bir Konsol Televizyon İndiriyordu
Adamlar. Bir De Not Ekliydi, Armaganda... "Geçen Gece Otoyolda
Bana Yardımınıza Tesekkür Ederim. O Korkunç Yagmur Sadece
Elbiselerimi Degil, Ruhumu Da Sırılsıklam Etmisti. Kendime
Güvenimi Yitirmek Üzereydim, Siz Çıka Geldiniz. Sizin
Sayenizde
Ölmekte Olan Kocamın yatagının bas Ucuna Zamanında ulasmayı
Basardım. Biraz Sonra Son Nefesini Verdi. Tanrı Bana Yardım
Eden Sizi Ve Baskalarına karsılık Beklemeksizin Yardım Eden
Herkesi
Kutsasın!.. En İyi Dileklerimle, Bayan Nat King Cole."
3)Bir Pastanın Üç Otuz Paraya satıldıgı Günlerde 10 yasında
Bir Çocuk Pastaneye Girdi. Garson Kız Hemen Kostu... Çocuk
Sordu: "Çukulatalı Pasta Kaç Para?.." "50 Cent!.." Çocuk
Cebinden çıkardıgı Bozukları Saydı. Bir Daha
Sordu: "Peki Dondurma Ne Kadar..." "35 Cent" Dedi Garson Kız
sabırsızlıkla... Dükkanda yıgınla Müsteri Vardı Ve Kız Hepsine
Tek basına kosturuyordu. Bu Çocukla Daha Ne Kadar Vakit
Geçirebilirdi Ki...Çocuk parasını Bir Daha Saydı Ve "Bir
Dondurma Alabilir Miyim Lütfen" Dedi. Kız Dondurmayı Getirdi.
Fisi tabagın Kenarına Koydu Ve Öteki Masaya Kostu. Çocuk
Dondurmasını Bitirdi. Fisi Kasaya Ödedi. Garson Kız Masayı
temizlemek Üzere Geldiginde, Gözleri Doldu Birden. Masayı
Sanki Akan göz yaslarıyla Temizleyecekti.
Bos Dondurma tabagının Yanında Çocugun bıraktıgı 15 Centlik
bahsis Duruyordu...
4) Eski Zamanlarda Bir Kral, Saraya Gelen Yolun Üzerine
Kocaman Bir Kaya Koydurmus, Kendisi De Pencereye Oturmustu.
Bakalım Neler Olacaktı?. Ülkenin En Zengin Tüccarları, En
Güçlü kervancıları,
Saray Görevlileri Birer Birer Geldiler, Sabahtan Öglene Kadar.
Hepsi Kayanın Etrafından Dolasıp Saraya Girdiler. Pek Çogu
Kralı Yüksek Sesle Elestirdi. Halkından Bu Kadar Vergi Alıyor,
Ama Yolları Temiz
Tutamıyordu. Sonunda Bir Köylü Çıkageldi. Saraya Meyve Ve
Sebze Getiriyordu. sırtındaki Küfeyi
Yere İndirdi, İki Eli İle Kayaya sarıldı Ve Ikına sıkına
İtmeye basladı. Sonunda Kan Ter İçinde Kaldı Ama, Kayayı Da
Yolun Kenarına Çekti. Tam Küfesini Yeniden sırtına Almak
Üzereydi Ki, Kayanın Eski Yerinde Bir Kesenin Durdugunu Gördü.
Açtı... Kese Altın Doluydu. Bir De Kralın Notu Vardı İçinde...
"Bu Altınlar Kayayı Yoldan Çeken Kisiye Aittir" Diyordu Kral.
Köylü, Bugün Dahi Pek Çogumuzun Farkında olmadıgı Bir Ders
almıstı.
"Her Engel, Yasam Kosullarınızı Daha iyilestirebilecek Bir
fırsattır...
5) Yıllar Önce Hastanede çalısırken, agır Hasta Bir Kız
Getirdiler. Tek yasam sansı Bes yasındaki Kardesinden Acil Kan
Nakli İdi. Küçük Oglan Aynı Hastalıktan Mucizevi sekilde
Kurtulmus Ve Kanında O hastalıgın mikroplarını Yok Eden
bagısıklık olusmustu. Doktor Durumu Bes yasındaki Oglana
Anlattı
Ve Ablasına Kan Verip vermeyecegini Sordu. Küçük Çocuk Bir An
Duraksadı. Sonra Derin Bir Nefes Aldı Ve "Eger Kurtulacaksa,
Veririm Kanımı" Dedi. Kan Nakli yapılırken, ablasının
Gözlerinin içine Bakıyor Ve Gülümsüyordu. Kızın Yanaklarına
Yeniden Renk Gelmeye Baslamıstı, Ama Küçük Çocugun Yüzü De
Giderek Soluyordu... Gülümsemesi De Yok Oldu. Titreyen Bir
Sesle Doktora Sordu: "Hemen Mi Ölecegim?.." Ufaklık, Doktoru
yanlıs anlamıstı, Ablasına Vücudundaki Bütün
Kanı Verip, Ölecegini düsünüyordu
APTALIN ÖYKÜSÜ
(Başa
Dön)
Adamın biri,
halinden yakınır dururmuş: "Çalışıyorum, didiniyorum ancak
geçinebiliyorum. Üstelik yalnızım, kimim kimsem yok..." Böyle
mutsuz mutsuz sızlanıp dururken, bir karar vermiş. Yollara
düşüp bir melek bulacak, halini anlatıp ondan bu haksızlığı
düzeltmesini isteyecekmiş.
Yola koyulmuş. Dağda bir kurda rastlamış. Ayakta zor
durabilen, bir deri bir kemik kalmış kurt, adama yaklaşmış,
nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış, "Bir melek
arıyorum. Onu bulup bana yapılan haksızlığı düzeltmesini
isteyeceğim..." Bunun üzerine kurt, "Bana da bir iyilik yapar
mısın" demiş, "ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir lokma yemek
zor buluyorum. O meleğe benden söz et, böyle açlıktan
öleyazmış kurt da olur muymuş diye sor..."
Adam yola koyulmuş. Çok geçmeden karşısına güzel bir kız
çıkmış. Kız da ona nereye gittiğini sormuş. Melek hikâyesini
dinledikten sonra adamın ellerine sarılmış:
"Yalvarırım o meleğe benim durumumu da anlat. Gencim, güzelim,
zenginim, her şeyim var ama çok mutsuzum. Mutluluğa
ulaşabilmek için ne yapmam lazım, ne olur o meleğe sor..."
Adam, melekle konuşacağına söz vermiş ve yola devam etmiş.
Yorulduğunda dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Çevre
yemyeşilmiş ama bu ağacın neredeyse bir tek yaprağı bile
yokmuş. Tabii ağaç, durumuna çok üzülüyormuş. Dert yanmaya
başlamış:
"O meleği bulduğunda benden de bahseder misin. Bak, nasıl da
bereketli bir toprak üzerindeyim. Bütün ağaçlar yaprağa,
meyveye boğulmuş. Benimse hiçbir şeyim yok. Diğerleri gibi
olmak için ne yapmalıyım, meleğe sorar mısın?"
Adam, ağaca da "peki" demiş ve yoluna devam etmiş...
Nihayet, meleği bulmaktan umudunu kesmiş, vazgeçmek üzereyken
melek karşısına çıkıvermiş...
Adam derdini anlarmış, melek adamı dinlemiş ve "tamam, tamam!"
demiş. "Zengin ve mutlu olabilmen için sana bir şans
veriyorum. Şimdi geldiğin yoldan git, evine dön."
Meleğin bu sözleri üzerine rahatlayan adam kurdun, kızın ve
ağacın ricalarını hatırlamış ve meleğe onları da anlatmış.
Melek onlar için de birşeyler söylemiş. Adam bunları da bir
güzel dinlemiş ve dönüş yoluna koyulmuş.
Ağacın yanına geldiğinde meleğin söylediklerini aktarmış:
"Köklerinin tam yanında gömülü altın dolu bir sandık varmış.
Bu yüzden beslenemiyormuşsun. Beslenemediğin için yaprağın ve
meyven yokmuş. Sandık çıkarılırsa senin de meyven ve yaprağın
olacak."
"Yaşasın!" Demiş ağaç: "Çabuk orasını kaz ve o sandığı çıkar!"
"Hayır" demiş adam, "Melek bana kendi şansımı verdi. Evime
dönmem lazım..." Ve yoluna devam etmiş. Genç kız bıraktığı
yerde onu beklemekteymiş. Adamı görünce koşmuş ve "Melek ne
dedi?" diye sormuş. "Sevinçlerini ve acılarını
paylaşabileceğin birini bulup da evlenirsen bütün dertlerin
hallolacak, mutlu olacaksın" demiş adam. O zaman kız, "Hadi
seninle evlenelim, mutlu olmaya çalışalım!" diye atılmış.
Adam, "hayır," demiş. "Buna zamanım yok. Melek benim şansımı
verdi, bir an önce eve gitmeliyim. Sen de kendine başka bir
koca bul artık..."
Çok geçmeden o bir deri bir kemik kurt çıkmış karşısına. Kendi
şansını bulmak için evine gittiğini, acelesi olduğunu
söylemiş. "Peki ya ben!" Demiş kurt, "Benim için ne dedi? Onu
söyle ve git!" "Senin için söylediğini ben anlamadım" demiş
adam; "melek dedi ki, o kurt, yiyecek bir aptal bulamazsa aç
susuz dolaşmaya mahkûmdur."
Kurt, "ben çok iyi anladım" demiş ve aptalı yemiş
HAYATA İMZA ATAN İNSANLAR
(Başa
Dön)
Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca,
Sokrat:
- Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!
====================
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle
ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta
zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla
karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün
değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir
serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara
çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
- Ben çekilirim!!
====================
Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için
Shakespeare´a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:
- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye
yapın.
===================
Meşhur bir filozofa:
- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar
fakirsiniz? diye sorulduğunda:
- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.
====================
Dostlarından biri, Fransız kralı 15. Lui´ ye:
- Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü?
Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir
vergiyi seve seve öder. Kral, alaylı alaylı gülerek:
- Hakikaten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu
buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.
====================
Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile´ye hasımlarından biri:
- Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük
değil mi?
Galile:
- Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük
ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?
====================
Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon´un bir muharebede
tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
- Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini
zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca,
Napolyon:
- Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi
yapardım.
====================
Bir toplantıda bir genç M. Akif?i küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veteriner misiniz? demiş. M. Akif hiç
istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu ?
====================
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere
çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında,
vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca,
Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- Bende bilirim.
====================
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında
ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip
telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Bizde onlara yaklaşıyoruz.
====================
Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanır mısınız?
Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle
açıklardım
BAŞARI BAŞARACAĞIM DİYENLERİNDİR
(Başa
Dön)
Research
Quarterly dergisinde yayınlanan bir araştırma da beynimizi
programlama ile ilgili ilginç sonuçlar vermiş. Bilim insanları
basketbol oynayan bir grup öğrenciyi üç gruba ayırmış. Birinci
grup, belirli bir uzaklıktan sayı yapabilmek için yirmi gün
atış çalışması yapmış.
İkinci grup, hiçbir çalışma yapmadan yirmi gün beklemiş.
Üçüncü grup, yirmi gün boyunca her gün zihinlerinde topu
potaya atarak sayı yaptıklarını hayal ederek antreman
yapmışlar Zihinlerinde her seferinde topu potaya sokarak sayı
yaptıklarını canlandırmışlar.
Sonuçlar ne mi olmuş? Her gün aktif fiziksel antreman yapan
birinci grubun atış performansı yirmi günün başına oranla
sonunda %24 artış göstermiş. İkinci grupta kayda değer hiçbir
artış olmamış. Çünkü çalışmamışlardı. Üçüncü gruba gelince,
şaşırtıcı bir performans artışı ile karşılaşılmış. Sadece
zihinlerinde canlandırma ile çalışan grubun performansı %23
artmış.
Hemen hemen birinci gruba kadar bir artış. Başka bir çalışma
da da beş kişi bir ay boyunca günde beş kez ağırlık
kaldırdıklarını hayal ederek kol kaslarını geliştirmeye
çalışmışlar. Sonuç, kaslarrda %13.5?lik bir büyüme!...
Beynimiz düşüncelerimizi, duygularımızı, davranışlarımızı
kontrol ediyor. Ve bilinçaltımız bu faaliyetin %88?ini kontrol
ediyor. Beynimiz ona sunulan her türlü bilgiyi doğru kabul
eder. Hayallerimizi de beynimize doğru ve gerçekmiş gibi
sunabiliriz.
İstediğimiz başarıyı yakalamak için bilinçaltımızı
programlayabiliriz. Zihnimizde yoğun olarak canlandırdığımız
ve düşündüğümüz her şeyi beynimiz gerçek sanır. Beynimiz buna
inanırsa değişim de başlamış demektir. Başarıya zihinsel
olarak hazırlanabilirsiniz.
Başarısızlık aslında yanlışlarınızdır. Geriye dönüp başından
bugüne düşünürseniz, yanlışlarınızı tekrar hatırlarsanız,
yapmasaydınız ne olurdu, gerçekleşmesi olası olan olumlu
şeyleri düşünün, yanlışların sağladığı fırsatları bir düşünün.
Başarısızlık hayal kırıklığına yol açar, can sıkıcıdır, yıkıcı
ve bunaltıcıdır, fakat her yanlış size yeni bir kapı açar.
Bill Gates servetini işten kovulmasına borçludur, penisilin
tesadüfen bulunmuştur. Ne zaman başarısız olursunuz? Bir şeyi
elde etmeyi isteyip de onu elde edemediğiniz zaman. Başarısız
olmanız için adım atmanız lazımdır. Başarısızlığı engellemenin
en kolay ve tek yolu hiç bir şey yapmamaktır.
Başarısızlıkta yapacağınız kendi kendinize geri bildirim
sağlamaktır. Ne öğrendiniz, nerede yanlış yaptınız, neden
başarısız oldunuz, şimdi ne yapabilirsiniz? Sahip olduğunuz en
büyük güçlerinizden birisi yanlışlarınızdan, hatalarınızdan
ders almaktır.
Aslında başarısızlık yaşam yolculuğunda olgunlaşmanın önemli
bir parçasıdır. Hayatımızda iyi örnekleri kendimize her zaman
için model almaya çalışırız. Aslında kötü örnekler daha çok
işimize yarar.
Ne yapmamamız gerektiğini o hatayı yapmadan anlamamızı
sağlayacak araç, başarısızlık öyküleridir.Yanılgınızı,
hatalarınızı göremezseniz doğru yapıp yapmadığınızı nasıl
anlayabilirsiniz ki? Başarısız olup sonra başaranları düşünün.
Hürriyet gazetesinde bir haber vardı, ?Önce başarısızdılar
sonra başardılar...?. Haber şöyle:?Size birisi başarısız
olduğunuzu söylerse aldırmayın, aptal derse hiç dinlemeyin.
Çünkü birçok dahi, aptal ve başarısız damgası yemiş insanlar
arasından çıktı. Onların hiçbiri denemekten vazgeçmedi,
yılmadı. Kendilerine inananlar sayesinde isimlerini dünya
tarihine yazdırmayı başardılar. İşte bazı ünlü başarısız
başarılılar:
Thomas Edison: Öğretmeni onun için, ?öğrenemeyecek
kadar aptal?demişti. Ampulü keşfederek insanlığı
aydınlatacağını bilemezdi.
Albert Einstein: 4 yaşına kadar konuşmayı öğrenemedi ve
matematik derslerinde çok başarısızdı. Oysa o, tüm zamanların
en büyük bilim adamı oldu.
Michael Jordan: Okul basketbol takımından atılmıştı.
Basketbolu bırakmasına rağmen Jordan, dünyanın en büyük
basketbolcusu kabul ediliyor.
Walt Disney: Disney, yaratıcı olmadığı gerekçesi ile
bütün çalıştığı şirketlerden kovulmuştu. Disneyland?i
kuruncaya kadar tam 5 şirketten atıldı. Sonra kendi şirketini
kurdu ve yarattığı kahramanlar, dünya çocuklarının sevgilisi
oldu.
Beethoven: Klasik müziğin ustası. Ancak öğretmeni onu,
bir eser besteleme konusunda ?umutsuz vaka? bulmuştu.
Beatles: Efsanevi İngiliz Rock grubu Beatles, ilk
başvurdukları Decca müzik şirketi tarafından reddedilmişti.
Diana Ross: En iyi kadın şarkıcılar arasında sayılan
Ross, bir zamanlar oldukça kötü sesli bulunan sıradan bir
şarkıcıydı. Daha sonra rekorlar kıran birçok şarkı yazdı ve
seslendirdi.
John Grisham: Bütün yayıncılar tarafından geri
çevrildi. Biri onu keşfetti ve artık o çok satan yazarlar
arasında kabul ediliyor.?
BAKIŞ AÇISI
(Başa
Dön)
Arjantinli
ünlü golfçü Robert Vincenzo yine bir ödül kazanmış, ödülünü
alıp kameralara poz vermiş.
Ardından klubüne uğramış, eşyalarını toplayıp otoparktaki
arabasının yanına doğru yürümüş.
O sırada yanına bir kadın yaklaşmış.
Vincenzo´yu kutladıktan sonra ona küçük bir bebeğini
olduğunu,bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını
karşılayamadığını onun her gün biraz daha
ölüme yaklaştığını anlatmış, bir çırpıda.
Kadının anlattıkları Vincenzo´yu çok etkilemiş.
Hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın
bir bölümünü yazıp imzalamış.
Çeki kadına uzatmış. O sırada kadına "umarım bebeğinin iyi
günleri için harcarsın" demiş.
Ertesi hafta Vincenzo klupte öğle yemeğini yerken Golf
derneği´nin bir
üyesi yanına yaklaşmış ve "otoparktaki çocuklar, geçen hafta
siz turnuvayı kazandığınız gün bir kadının yanınıza
yaklaştığını ve sizinle konuştuğunu söylediler" demiş.
"Evet" demiş Vincenzo, "bunun nesi garip ?".
"Garip değil tabi ki" demiş adam," ama size bir haberim var o
kadın bir sahtekarmış.
Sizin gibi zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu
söyleyip para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış."
Vincenzo şaşkınlıkla " yani ölümü beklenen bir bebek yok mu ?"
demiş.
"Yok" demiş adam.
"İşte bu hafta duyduğum en iyi haber" demiş Vincenzo.
İşte buna bakış açısı farkı diyoruz. Kimi parasını
kaybettiğine üzülür ama kimi de Vincenzo gibi ölümü bekleyen
bir bebek olmamasına sevinir.
Aynı pencereden dışarı bakan iki kişiden biri sokaktaki
çamuru, diğeri gökyüzündeki yıldızları görebilir.
Seçim bizlere aittir.
HEMEN KARAR VERMEYİN
(Başa
Dön)
Köyün birinde
yaşlı bir adam varmış. Çok fakirmiş , ama kral bile onu
kıskanırmış. Öyle dillere destan bir atı varmış ki.. Öyle
dillere destan bir beyaz atı varmış ki? Kral at için ihtiyara
nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya
yanaşmamış..
? Bu at , bir
at değil benim için..Bir dost ?İnsan dostunu satar mı !?
dermiş hep..
Bir sabah
kalkmışlar ki , at yok? Köylü ihtiyarın başına toplanmış..
?Seni ihtiyar bunak . Bu atı sana bırakmayacakları ,
çalacakları belliydi. Krala satsaydın , ömrünün sonuna kadar
beyler gibi yaşardın..Şimdi ne paran var , ne de atın..?
demişler.
İhtiyar ?
Karar vermek için acele etmeyin ? demiş.Sadece ? At kayıp ?
deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve
verdiğiniz karar.. Atının kaybolması , bir talihsizlik mi ,
yoksa bir şans mı , bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay bir
başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez ..?
Köylüler ihtiyar bunağa kahkaha ile gülmüşler..
Adam aradan
15 gün geçmeden , at bir gece ansızın dönmüş..Meğer çalınmamış
, dağlara gitmiş kendi kendine . Dönerken de , vadideki 12
vahşi atı peşine takmış .. Köylüler ihtiyar adamın etrafına
toplanıp özür dilemişler..
? Babalık
demişler. ? Sen haklı çıktın ..Atın kaybolması bir talihsizlik
değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir sürü
atın var. ?
? Karar
vermek için gene acele ediyorsunuz ? demiş ihtiyar ..Sadece
atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece atın geri
döndüğünü söyleyin..Bilinen gerçek sadece bu ..Ondan ötesinin
ne getireceğini henüz bilmiyoruz .. Bu daha bir başlangıç?
Birinci
cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap nasıl fikir
yürütebilirsiniz?..?
Köylüler bu
defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama , içlerinden ? Bu
herif sahiden gerzek ? diye geçirmişler.. Bir hafta geçmeden ,
vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan
düşmüş ve ayağını kırmış .. Evin geçimini temin eden oğlu
şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış..
Köylüler gene
gelmişler ihtiyara .. ? Bir kez daha haklı çıktın? demişler..
? Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre
kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi
eskisinden daha fakir , daha zavallı olacaksın ? demişler.
İhtiyar ? Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz ?
diye cevap vermiş.. ? O kadar acele etmeyin . Oğlum bacağını
kırdı. Gerçek bu .Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne
kadar doğru . Hayatta böyle küçük parçalar halinde gelir ve
ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez??
Birkaç hafta
sonra , düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış..Kral
son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış
.Köye gelen görevliler , ihtiyar kırık bacaklı oğlu dışında
bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış.
Çünkü savaşın
kazanılması imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir
düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.. Köylüler ,
gene ihtiyara gelmişler.. Gene haklı olduğun kanıtlandı
demişler.
Oğlunun
bacağı kırık , ama hiç değilse yanında.Oysa bizimkiler
belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının
kırılması , talihsizlik değil, şansmış meğer .. Siz
erken karar vermeye devam edin.. demiş , ihtiyar. Oysa
ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var.
Benim oğlum yanımda , sizin askerde . Ama bunların
hangisinin talih , hangisinin şansızlık olduğunu sadece ALLAH
biliyor..
HER DÜŞMANA KARŞILIK BİR DOST OLDUĞUNU DA ÖĞRET ONA
(Başa
Dön)
·
Zaman alacak biliyorum,
·
Fakat eğer öğretebilirsen ona,
·
Kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli
olduğunu öğret.
·
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe
duymayı.
·
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu,
·
Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
·
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.
·
Eğer yapabilirsen ona kitapların mucizelerini öğret.
·
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.
·
Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve
yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği...
·
Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu
öğret ona.
·
Kendi fikirlerine inanmasını öğret,
·
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.
·
Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı sert olmasını
öğret ona.
·
Herkes birbirine takılmış bir yöne giderken,
·
Kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.
·
Tüm insanları dinlemesini öğret ona.
·
Fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve
sadece iyi olanları almasını da öğret.
·
Eğer yapabilirsen,
·
Üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
·
Göz yaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
·
Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara
dudak bükmesini öğret ona,
· Ve
aşırı ilgiye dikkat etmesini...
·
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
·
Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını
öğret.
·
Uluyan insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona,
· Ve
eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,
·
Dimdik ayakta durup savaşmasını öğret.
·
Ona nazik davran, fakat onu kucaklama.
·
Çünkü ancak ates çeligi saflaştırır.
·
Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun.
·
Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.
·
Ona, her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını
öğret.
·
Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.
· Bu
büyük taleptir.
· Ne
kadarını yapabilirsin bir bak.
· O,
ne kadar iyi, küçük bir insan...
·
Benim oğlum...
·
ABRAHAM LINCOLN
HER GENCİN BİR HEDEFİ OLMALI
(Başa
Dön)
İstanbulun fethi size neyi hatırlatıyor? Gönül erlerinin İlahi
müjdeyle müjdelenmek, insanlığın önünü açmak, yollarını
aydınlatmak için büyük bir sebatla birbiri ardına bayrak
yarışında bulunduğu, bir çağın kapanıp yeni bir çağın
açılmasına sebep olan büyük fethin genç bir kumandana Fatih
Sultan Mehmet Han?a nasip olması içinizde hangi duyguları
harekete geçiriyor?
Evet, yeni nesiller için fetihler devam ediyor. İstanbul?da ve
daha pek çok güzel şehirde, güzel insanlarla dolu güzel
ülkelerde gözyaşı içinde pek çok kişi var. Ailede, okulda,
sokakta şiddet; işyerlerinde haksızlık, rüşvet, güvensizlik;
toplumda zararlı alışkanlıklar, fuhuş, terör gibi insanlığın
acı kaynaklarının kurutulması için gönüllerin fethedilmesine
devam etmek gerekiyor. Bu da insanlığın derdini kendine dert
edinmiş, acıları hafifletmeye karar vermiş, insanı ve bütün
varlıkları seven ve değer veren siz değerli gençlerin gayret
göstermesiyle mümkün olabilir. Bu satırları okuduğunuzda
?Kendim ve insanlık için ne yapabilirim?? diye düşünüyorsanız
bilin ki yapabileceğiniz çok şey var. İstanbul?un fethini
gencin ideal belirlemesi hedef seçmesi ve gerçekleştirmesi
aşamaları açısından değerlendirdiğimizde insanlık sevgisi,
doğruya ulaşmak arzusuyla dolu kişilerin yararlanacağı pek çok
güzel örnekle dolu olduğunu görüyoruz.
Hedefler doğru seçilmeli
Her bireyin sahip olduğu özellikler, ilgi, yetenek ve imkânlar
farklıdır. Kişinin hem kendisi hem de bütün insanlığın huzur
ve güven içinde kendisine layık şekilde yaşayabilmesi için bir
hedefi olmalıdır. Bu hedefin şekillenmeye başlaması bazen
küçük yaşta, okulöncesi dönemde bile olur. Çocuğun doktor
öğretmen, yazar, devlet adamı, iyi bir ev hanımı, anne baba
olma gibi bir veya birbirini tamamlayan birkaç hedef
edinmesine bazen bir, bazen de birkaç neden yol açar.
Eksikliklerin farkında olmak veya güzel örnekler bu nedenler
arasındadır. Şifa bulunamayan bir hastalıktan ölen bir yakın,
haksızlığa uğramış bir kişi, idarede görülen eksiklikler veya
başarılı bir kişiye, büyüğe benzeme isteği ideallere temel
teşkil eder. Bireyin hayatında etkili kişilerin anne-baba ve
öğretmen gibi büyüklerin beşeri ve sosyal ihtiyaçların ve
bunlara ulaştıracak güç ve imkânların farkında olmasını
sağlaması da ideallerin şekillenmesi ve hedefin belirlenmesine
katkıda bulunur. Bununla beraber birey gençlikte de ailesinin
etkisinde kalmadan çocukluğundaki idealden farklı bir hedef
veya hedefler edinebilir.
Hedefe ulaşmak hayal etmekle mümkündür
Fatih Sultan Mehmet kendisini büyük bir ustalıkla nakış gibi
ailesinin ve hocalarının yüreğine düşürdükleri aşkla daha
çocuk yaşta bu yola gönül koymuş, hayallerini bu fetih
hayalleriyle süslemiş oyunlarında İstanbul?u bir değil belki
yüzlerce kere fethetmişti.
Hedefe kavuşmak; önce hayal etmekle mümkündür. Bir problemi
zihnimizde tasarlamadan çözemeyiz, bir ideali zihnimizde
oluşturmadan ve gerçekleştirmeyi istemeden o ideale
ulaşamayız. Hedefe ulaşmak için tabii ki tek başına hayal
yetmeyip basiret ve bilgi sahibi olmak, gayret etmek ve
çalışmak gerekir. Basiret ve bilgi, fikir ve maharet sahibi
olmayı sağlar.
Bilgiye değer veren kişi bilgi sahibine de değer verir. Başarı
için gereken de ekip ruhudur. Gencin yetişkinin, öğrencinin,
öğretmenin, hocanın, talebenin birbirine değer vermesi,
imkânlarını güçlerini birleştirebilmesi ile pek çok fetih
(açılış) gerçekleştirilmeye devam ediyor. Gönüller
güzelliklere açılıyor. Gençleri yeni ufuklarda büyük başarılar
bekliyor.
En büyük fetih gönül kazanmaktır
En büyük fetih, gönüllerin fethedilmesi yani doğru ve güzele
doğru yönlendirilmesidir. Kendini bilen, kendini tanıyan, önce
kendi gönlüne açılan kişi, içindeki büyük gücü, kendisine
bahşedilmiş yetenekleri keşfeder, neleri yapması gerektiğini,
neleri yapabileceğini, hedefine ulaşmak için kendisini nasıl
donatması gerektiğini fark etmeye başlar. Ve donanım sahibi
olmak için ilme sarılır. Gerçekten de bilgi olmadan başarı
gerçekleşemez. Bilginin temelleri de daha çocuk yaşta atılır.
Çocuğun ilim öğrenmeye istekli olmasında ailesinden aldığı
temel eğitim büyük ölçüde etkilidir. II. Mehmet daha çocuk
yaştan itibaren devrinin en seçkin hocalarının elinde
yetişmişti. Devrinin, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Vezir Sinan,
Ahmet Paşa gibi birçok âlimi, II. Mehmet?e dünyevî ve uhrevî
ilimleri talim ettiriyordu. Sekiz yabancı dil öğreniyor, gün
geçtikçe ufku açılıyordu. Fakat ilim öğrenmeyi kendisi
istemeseydi kendisine sunulan bu imkânları değerlendiremezdi.
Pek çok aile gençlere sundukları imkanları
değerlendiremediklerinden yakınmaktadırlar. Diğer taraftan
bilginin temelleri atıldığı takdirde kişi bilgiye ulaşacağı
kaynakları bildiğinden sahip olduğu kapasiteyle eksiklerini
kendi gayreti ile de tamamlamayı hayat boyu sürdürür.
Bilginin yararlı olabilmesi için karakter güçlü olmalı
Hedefe giden yolda sahip olunan ilmin yararlı olması içinse
kişinin karakterinin ve manevi değerlerinin güçlü olması,
şefkat, merhamet sevgi, tevazu, hoşgörü, yumuşaklık sükûnet,
öfke ve duygu kontrolü, özeleştiri, saygı gibi insanî
duygulara ve özelliklere sahip olması gerekir. İnsanın bir
başka varlığa zarar vermemesi, kendisine ve başka varlıklara
ve insana değer vermesi, duygularına hâkim olup aklını
kullanması ile mümkündür. Bu da bu güzel duyguların
kaynaklarından beslenen kişilerle beraber olup onlarda güzel
örnekler görmeyi gerektirir.
Bunun örneğini yine büyük fethi gerçekleştiren büyük Fatih?in
hayatında görüyoruz. II. Mehmet?in öyle bir hocası vardı ki
ondan etkilenmemesi, onun fikirlerine danışmadan ve
gerektiğinde icazet almadan hareket etmesi imkânsızdı. O
İstanbul?un manevî fatihlerinden ilim ve gönül eri Akşemsettin?di.
O, hem İslami ilimlerde hem de tıp, astronomi, biyoloji ve
matematikte zamanının ünlülerinden olmuş, Yunus Emre?ler,
Mevlana?lar, Hacı Bektaş Veli?ler, Hacı Bayram Veli?lerle aynı
kaynaktan beslenip aydınlanarak bu büyük fethe şevk ve
gayretle hazırlanmıştı. Fetih sırasında genç sultanı teşvik
ettiği gibi fetihten sonra da adalet üzere idare edebilmesi
için tevazu sahibi olmak gibi konularda manevi eğitimine devam
etmişti. Mesele gönülleri fethetmek olunca bu güzel
örneklerden istifade ederek hayatımızı ve kendimizi
düzenlememiz gerekiyor.
Zaman yetmiyor mu dediniz?
Zamanının yetmediğini söyleyen herkesin kendisine şu soruları
sorması gerekir.
Erteleme yapıyor muyum?
Önceliklerimi iyi biliyor muyum?
Bir konuyu öğrendiğimde gerekli tekrarları yapıyor muyum?
Başkalarının istediğini kendi istediğimden ve olması
gerekenden önce mi yapıyorum?
Televizyonu ve bilgisayarı verimli ve ölçülü kullanıyor muyum?
Oyuna ne kadar zaman ayırıyorum?..
Hobilere, spor ve sanata ne kadar vakit ayırıyorum?
Nasıl dinleneceğimi iyi biliyor muyum?
Tembelliği yenmek için sıkılsam da çalışmaya devam ediyor
muyum?
Hiç kimse mükemmel değildir
Kimse mükemmel olamaz. Önemli olan kişinin kendi eksiklerini
aşağılık kompleksine, yıkılacak kadar aşırı suçluluk duygusuna
kapılmadan görebilmesidir.
Eksikliklerinizle mücadele edin
En büyük ve değerli mücadele ve gayret kişinin kendi kötü veya
olumsuz özellikleri ile başa çıkabilmek için gösterdiği gayret
ve mücadeledir.
Zamanı iyi kullanın
Zamanı iyi kullanan kişi hedefe giden yolda gereken bilgi ve
becerileri elde etmekte daha az zorlanacaktır.
Üç Şifre: Bilgi, Yetenek ve Maharet
İdealist genç hedefe giden yolda bilgi ve yetenek (fikir ve
maharet) sahibi olmalı, bunun için de zamanını iyi
kullanmalıdır. Zira belli bir konuma gelen kişinin o konum
için gereken bilgi ve beceriye daha önceden sahip olması, ön
hazırlık yapması gerekir.
Diğer taraftan kişinin bilgi sahibi olmasının toplumu ve
insanlığı daha iyiye, güzele götürebilmek yolundaki
ideallerini gerçekleştirmesi için tek başına yetmeyeceğini
hepimiz biliyoruz. En değerli bilgi hayata geçirilen bilgidir.
Bu sebeple Söz Sultanı (sas) faydasız ilimden Allah?a
sığınmıştır. En hayırlı insan da insanlara yararlı olan
insandır.
İnsanlığın içinde bulunduğu problemlere çözüm aramaya
çalışanlar iki noktada tıkandıklarını söylüyorlar.
Menfaatçilik, ailelerin ihmali.
İdealist insanlar en yakınlarını ihmal etmedikleri, onları da
geliştirmeye çalıştıkları ve benmerkezcilikten uzaklaşmanın
örneklerini en yakınlarına sundukları takdirde güzel örnekler
daha etkili şekilde dalga dalga yayılacaktır. Bazen kişi
uzaktakine yararlı olmaya çalışırken en yakınındaki kendisine
ihtiyacı olan kişiyi görememektedir.
En yakınları onun desteğine ve yardımına muhtaçken başka
kişilerin yardımına koşmakta dengeye dikkat etmek gerekir.
Belki en yakınların ihtiyaçlarını giderecek kişileri bulup
hedefine koşmaya devam etmek; fakat ihtiyacı olanları
görmezlikten gelmemek gerekir. İdealist kişiler en
yakınlarından başladığı takdirde milletçe hedefe ulaşmak daha
kolay olacaktır. Bunu insanlık önderlerinde bütün canlılığı
ile görüyoruz. Kişi sosyal yönü ile bireysel yönünü
dengeleyebildiği bir yandan kendisini geliştirip bir yandan
öğrendiklerini hayata geçirebildiği, hem öğrenci hem de
öğretici olabildiği ölçüde ideallerine ulaşabilir.
HER ŞARTTA BİR ÇÖZÜM VARDIR
(Başa
Dön)
Nebraskada
yasli bir adam yasardi. Patates ekimi icin bahceyi bellemesi
gerekiyordu, lakin bu cok zor bir isti. Tek oglu olan David
ona yardim
edebilirdi fakat o da hapisteydi.
Yasli adam ogluna bir mektup yazdi ve durumunu izah etti.
"Sevgili David,
Patates bahcemi belleyemeyecegimden kendimi cok kotu
hissediyorum. Bahceyi
kazmak icin oldukca yaslanmis sayilirim. Burada olsan butun
derdim
bitecekti. Biliyorum ki sen bahceyi benim icin hallederdin.
Sevgiler Baban"
Bir kac gun sonra oglundan bir mektup aldi
"Babacigim,
Babacigim Allah askina bahceyi kazma, ben oraya cesetleri
gommustum.
Sevgiler David"
Ertesi gun sabaha karsi 4de FBI ve yerel polis cikageldi ve
tum sahayi
kazdi lakin hic bir cesede ulaşamadilar. Yasli adamdan ozur
dileyerek
gittiler. Ayni gun yasli adam oglundan bir mektup daha aldi.
"Babacigim,
Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu sartlarda yapabilecegimin en
iyisini
yaptim.
HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEK Mİ İSTİYORSUNUZ?
(Başa
Dön)
Nüvide
Gültunca Tulgar
Biraz düşünmenizi istiyorum. Sıradan bir insanın günde
aklından 50.000 den fazla farklı düşünce geçiyor. Bir günün 16
saatini uyanık geçirdiğimizi düşünürsek, hemen her saniye
aklımızdan farklı bir düşünce geçiyor demektir. Zihnimiz
sürekli olarak ani düşüncelerle meşgul olur, dışarıdan gelen
her bir uyarı aklımızda yeni bir fikrin doğmasına neden olur.
Düşünme eylemi böylece gün boyu sürer gider.
Elbette ki zihnimizi bu kadar meşgul eden düşüncelerin pozitif
olması önemlidir ama daha da önemli bir şey vardır: günde
kafanızdan ortalama 50.000 tane düşünce geçiyor. Peki ama
bunlardan kaç tanesi sizin için yeni hafızamıza şükürler
olsun her şeyi hatırlıyor ve yeniden düşünebiliyoruz. Ancak
unutmamalısınız ki yaratıcı olabilmek ve hayatı tam anlamıyla
dolu dolu yaşayabilmek için mümkün olduğu kadar çok yeni
fikirlere açık olmalıyız. Başımıza gelecek en kötü şeyin; her
gün, ama her gün, hiç durmadan, aynı değişmez 50.000 düşünce
içinde dönüp durmamız olduğunu söylememe sanırım gerek yok.
Çoğumuz bir gün önce zihnimizi meşgul eden şeylerle, bu gün de
aklımızın meşgul olduğunu görürüz. Hatta daha önceki gün de,
ondan önce ki günde aynı şeyler üzerinde sürekli durmuşuzdur.
İşte sorun da burada başlar. Eski fikirlerimiz, inançlarımız
üzerinde düşünmeye devam ederiz, her gün aynı korkular, aynı
endişeler, aynı pişmanlıklar, aynı üzüntüler... hiç peşimizi
bırakmadan zihnimizi meşgul etmeye devam ederler. Bu durum
yeni ve yaratıcı fikirlere sahip olmamızın önündeki en büyük
engeldir.
Bu yazıda, artık eskimiş, yıpranmış ve sizi yıpratan
fikirlerinizden kurtulmanız, ve zihninizi yeni fikirlere, yeni
fırsatlara ve yeni hayallere açmanız için, yapmanız
gerekenleri bulacaksınız. Unutmayın ki hayatınızı değiştirmek
için başlangıç noktanız düşüncelerinizi değiştirmek olacaktır.
Değişmesi gereken yalnızca düşüncelerinizin içeriği değildir.
Aynı zamanda kendinizle ve çevrenizle ilgili düşüncelerinizi
de değiştirmeniz gerekir.
Tam kelime anlamıyla, hayatınızı kökünden değiştirmek istiyor
musunuz kendi hayatınızda devrim yapmak istiyor musunuz
Düşünce şeklinizi değiştirin. Kendinize yeni algılama
kalıpları yaratın. Sizi çevreleyen dünyanın farkına varın,
algılarınızı açın ve ilk önce hayatı daha net ve berrak
görmeye çalışın.
Şimdi birlikte bu yeni fikrin keşfine çıkacağız...
Hayatınızı değiştirecek olan sır, şu sözlerde saklıdır:
Hayatınızı, düşünceleriniz kontrol eder
Bunun anlamı şudur, bilincinizi meşgul etmesine izin
verdiğiniz düşünceler, sizin ne olacağınızı belirler.
Düşünceleriniz hayatınıza şekil veren en güçlü araçlardır.
Düşünce evrendeki en etkili güçtür.