Büyükaltıağaç Köyü  MERİÇ-EDİRNE 

Bu site ile ilgili yorum ve önerilieriniz için lütfen, (Özer msn) ozerdincer@hotmail.com veya, (Ayhan msn) ayhan_uzz@hotmail.com adresine mail atınız.....Bu site ile ilgili yorum ve önerilieriniz için lütfen, (Özer msn) ozerdincer@hotmail.com veya, (Ayhan msn) ayhan_uzz@hotmail.com adresine mail atınız...

Anasayfa

İletişim


ASLA VAZGEÇME

AZİMLERİNİ YİTİRMEYİP BAŞARIYA ULAŞANLAR

HAYAT DERSİ

APTALIN ÖYKÜSÜ

HAYATA İMZA ATAN İNSANLAR

BAŞARI BAŞARACAĞIM DİYENLERİNDİR

BAKIŞ AÇISI

HEMEN KARAR VERMEYİN

HER DÜŞMANA KARŞILIK BİR DOST OLDUĞUNU DA ÖĞRET ONA

HER GENCİN BİR HEDEFİ OLMALI

HER ŞARTTA BİR ÇÖZÜM VARDIR

HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEK Mİ İSTİYORSUNUZ?

İNSANOĞLUNUN EN ÇOK ŞAŞIRTAN DAVRANIŞI

KARTLAŞMALI MI?

KAYAYI İTMEK

KENAR MAHALLE

KİŞİSEL GELİŞİM BAHÇESİNDEN BİR DEMET

KİŞİSEL KAYGILARINIZI YENMENİN YEDİ YOLU

LİDERLİK SANATTIR

MOTİVASYON VE BAŞARI İÇİN TAM 50 TAKTİK

MÜCADELE

NASIL ZAMANINIZIN EFENDİSİ OLURSUNUZ

NUHUN GEMİSİ

ÖZGÜVEN FORMÜLÜ

ŞAH VE PİYON

SEN DÜNYANIN EN AKILLI ADAMISIN

 

 

ASLA VAZGEÇME (Başa Dön)
 

Siz biliyor musunuz bambu ağacının nasıl yetiştiğini?


Bu istek ve amaç içinde olan kişi toprağa bambu ağacı tohumu eker ve sularmış. İlk yıl hep toprağa ve dolayısıyla tohuma su vermekle geçermiş. İkinci yıl aynı işlem devam edermiş. Tohum itinayla sulanır ve dikkat edilirmiş. Ondan sonraki üç sene yine aynı. Görünürde hiçbir şey yok. Emek veriliyor ama ortada bir şey yok. Ne zaman ki beşinci yılın sonuna gelindiğinde işte o zaman bambu ağacı filiz vermeye başladığı gibi altı hafta içinde de tam yirmi yedi metre boyuna geliverirmiş.

Ekildiğinden beri gördüğümüz elle tuttuğumuz ve gelişimini gözlemleyebildiğimiz başka hiçbir ağaç 5 yılda bu boyuta gelemiyor belki de.

Peki o zaman bu ağaç beş yılda mı büyüdü yoksa altı haftada mı?

Sadece fiziksel gelişimi gören insanlar için cevap altı hafta. Ama işin arkasını görebilen, farkında olanlar için ise beş yıl. Toprağa atılan tohum, belli aralıklarla özenle verilen su, ışığını ayarlama, yağmurdan rüzgardan koruma derken uzun zamana yayılmış bir emek harcanıyor. Bu emek harcanırken tohum filizlenene kadar büyük bir sabır gösteriliyor.

Sonra da tüm kalbiyle ona inanmak gerekiyor. Verilen emeklerin boşa gitmeyeceğine ve sabrın sonunun selamet olduğuna inanmak. Çünkü inanmadan yapılan hiçbir şey gerçek olmuyor. Geçici olarak gerçekmiş gibi duruyor ama kısa zamanda öyle olmadığı görünüyor.

Bu gelişim süreci içinde bir diğer etken ise vazgeçmemek. Verilen emeklerin karşılığı görülmeyince, gelişim süresi uzadığında, etraftan baskılar veya caydırma etkili tepkiler geldiğinde, cesaret gösteremeyenler kıskançlıkla yaklaşıp olumsuz enerji verdiğinde, tembeller, emeği değersizmiş gibi gösterdiğinde vazgeçme aşamasına gelinebiliniyor.

Geçen zaman ve bu zaman içinde verilen emeklerden, gösterilen sabırdan dolayı yorgunluk da düştümü bedene ve zihine, vazgeçmek gündeme yerleşiyor. İnsan bir an duruyor ve "Değer mi?" sorgulamasına giriyor. Bu gelinen noktada en önemli şey, derhal harekete geçmek. Durmamak ve devam etmek. Asla ve asla vazgeçmemek. Tabii ki değer. Bu başarıldığı an diğerleri arkadan geliyor olacak. Kapılar kapıları açacak, başarıdan başarıya koşulacak.

Uzun zamanda sabırla yavaş yavaş emekle, inanarak kat edilen yollar en sağlam ve en doğru noktalara ulaşacak; tıpkı bambu ağacı gibi. Zor büyüyen ama büyüdü mü kolay kolay devrilemeyecek bir ağaç gibi.

Emek-sabır-inanmak ve vazgeçmemek;

İşte başarının sırrının açılımı bu. İnsan ilişkilerinde de, iş ilişkilerinde de, üretme aşamasında veya tüketirken bile bu dört noktaya önem verildiğinde sanki her şey daha güzel ve daha kıymetli olacak, sanki her zorluğun üstesinden daha rahat gelinecek. Sanki daha kaliteli ve daha rafine bir toplum oluşacak. Mutluluk ve şans, kapıları defalarca çalacak.

Tabii ki sevgiyle beslediğimiz, saygıyla büyüttüğümüz sürece.

Tabii ki yönümüzü aydınlığa, mutluluğa doğru çevirdiğimiz ve çok çalıştığımız sürece.

Fark ettiğimiz ve farkında olduğumuz şekliyle

 

AZİMLERİNİ YİTİRMEYİP BAŞARIYA ULAŞANLAR (Başa Dön)

 

Bir İngiliz kadını bir gün Lord Northcliff´e dedi ki: "[Geçen asrın ünlü İngiliz yazar ve şairi] Thackerey bir sabah gözlerini açtı ve kendisini meşhur bir adam olarak buldu."

Lord Northcliffe şu cevabı verdi: "Thackerey a sabah yataktan kalkıp kendisini meşhur bir adam olarak gördüğü âna kadar, on beş sene her gün sekiz saat yazıyordu."

Shakespeare de şöyle dedi: "Biz, rüyaların üzerine bina edilen malzemeden oluşuruz." Tarih, inandıkları rüyalarının hakikat olması için yılmadan, usanmadan, azimle çalışan ve başarıya ulaşan insanlarla doludur.

 Londra´daki ünlü British Museum´da (İngiltere Müzesi) Thomas Grey´in "Elegy Written in a Country Churchyard" başlıklı şiirinin yetmiş-beş ayrı kopyası teşhir edilir. Grey, üç, beş, on defa değil, kelimeleri, mısraları 75 (evet yetmiş-beş) defa değiştirip yazdıktan sonra tatmin olabildi.

 Franklin D. Roosevelt çocuk felcine (polio) yakalandı. Ama azmetti, dört defa ardı ardına Cumhurbaşkanı seçildi; "sakat bir insan" olmasının Amerika´nın ve dünyanın liderliğini üstlenmesine engel olamayacağını gösterdi.

 İngilizler´in büyük şairi John Mil ton (1608-74), Paradise Lost (Kaybolmuş Cennet) adlı abidevî eserini yazdığı zaman tamamen kördü. Sekreterleri kızları idi; babalarının dikte ettirdiklerini yazmakla kalmıyor, onun danışmak istediği yazarların kitaplarından sesli okuyorlardı. Eski Yunan ve Lâtin yazarlarının kitaplarını okumak onlar için zor olmalıydı, zira kızların bu eski dilleri iyi bilmedikleri söylenir.

 Amerika´nın Kansas City şehrindeki bir gazetenin editörü, bir gencin göstermek istediği resimlere baktıktan sonra başını salladı. Gazetede iş isteyen bu genci reddetmekle kalmadı, ona, zerrece resim kabiliyetinin bulunmadığım da söyledi.
Kendisine sonsuz güveni olan sanatkâr, başka kapıları çaldı ise de, netice hep aynı idi: kimse kendisinde kabiliyet görmüyor, iş vermiyordu. Nihayet, kiliselere malzeme satan bir firmada iş buldu. Yapacağı şey, firmanın, satmak istediği malzemelerin resimlerini çizmekti. Genç, farelerin cirit attığı bir garaj kiralayarak çalışmaya başladı. Bu arada, şuna buna satmak için de resimler çiziyordu, ve yaptıkları nihayet pazar da bulmaya başladı.
İşte, Walt Disney, film hayatına farelerle dolu bu garajdan başladı. Sadece kendisi değil, ilhamını garajdaki farelerden aldığı Mickey Mouse da ölmezliğe kavuştu. ........

 Tamamen kör ve sağır olmasına rağmen Bn. Helen Keller ünlü bir yazar ve hatip oldu. Acı ve ızdırap içinde sızlanmak yerine, handikaplarına rağmen tam bir hayat sürdü; hattâ Redcliffe Koleji´ni en üstün derece ile bitirdi.
Bn. Keller, derin bir hümor hissine sahip olduğunu da bir gün Harvard Üniversitesi´nde konuşurken gösterdi. Bn. Keller, konuşmasına şöyle başladı: "Siz gençler benden çok daha talihli insanlarsınız. Zira bendeki bir eksiklik hiç birinizde yok."
Hatip, bu sözlerinden sonra biraz durakladı, ve Harvard´lı gençler, bu kör yazar ve hatip kadın nâmına üzülmeye başlamışlardı ki, Bn. Keller sözlerine devam etti: "Çünkü benim dişlerim takma." Gençler, Helen Keller´in bu sözlerini çılgınca alkışladılar.

 Eski Yunanistan´ın ve dünyanın en büyük hatiplerinden biri olan Demosten, konuşabilmek için önce kekemeliğini yenmek zorunda kaldı.

 Amerika´da, İngilizce´nin en büyük lügat kitabını yazan Noah Webster, (Webster´s International Dictionary), bu iş için 22 sene çalıştı.

 George Bancroft, The History of the United States (Birleşik Amerika´nın Tarihi) adlı büyük eserini 26 yılda tamamladı.

 İngiliz tarihçisi Edward Gibbon da, Decline and Fail of the Roman Em-pire (Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküşü) adlı abidevî eserini 26 yılda bitirdi, ve kendi otobiyografi´sini de dokuz defa yeniden yazdı.

 Victor Hugo, Notre-Dame de Paris adlı eserini tamamlayabilmek için giyeceklerini bir sandığa koydu ve bir arkadaşına verdi; kitap bitmeden geri getirmemesini ısrarla söyledi.

 Eski Romalı şair Virgil, Aeneid adlı eserini dokuz senede tamamladı.

 Alexander Dumas, 40 sene, günde 16 saat yazdı. Ernest Hemingway, İhtiyar Adam .ve Deniz adlı kitabının müsveddelerini yayımcıya göndermeden önce sekiz defa gözden geçirerek düzeltti.

 Beethoven, her musiki parçasını, en azından on iki defa yazdı.

 İskoçya´lı sahne artisti Sir Harry Lauder "Roamın´in the gloamin´" adlı şahane şarkısını, kendisini tatmin edecek tarzda sahnede söyleyebilmek için on-bin (10,000) defa tekrarladı.

 Fransız kompozitörü Maurice Ravel bir piyano konçertosunu tamamlamak için günde oniki saatten iki yıl çalıştı.

 Polonyalı ünlü kompozitör ve piyanist Ignace Paderewski, mesleğinin zirvesine eriştiği yıllarda dahi her gün sekiz saat piyanoda pratik yapıyordu. Bir gün bir gazeteciye dedi ki: "Eğer bir gün pratik yapmazsam, ben bunu hisseder ve görürüm. Eğer iki gün pratik yapmazsam, dostlarım hisseder ve görür. Eğer üç gün pratik yapmazsam, dinleyicilerim hisseder ve görür."

 Leonardo da Vinci, ünlü eseri "Son Yemek" tablosunu on senede tamamladı. O tarihlerden gelen yazılara göre, artist, bazen kendisini öylesine önündeki işe veriyordu ki, günlerce yemek yemesini unuttu. Dünyadaki oniki büyük tablodan biri sayılan "The Last Judgement" (Son Hüküm) Michel-angelo´nun sekiz senesini aldı.

 Avrupa´nın ilk şairi eski Yunanistanlı Homer kördü; şarkılarını sokaklarda söyledi; ağzı, çok defa, ekmekten ziyade zengin mısralarla dolu idi.

 Büyük Alman Dramatisti Sebiller, en büyük trajedilerini dayanılmaz fizikî rahatsızlıklar içinde kıvranırken yazdı. Sıhhati son derece bozulan ve ölmek üzere bulunduğu söylenen Handel, kendisini ölümsüzlüğe kavuşturan büyük eserini yazdı. Mozart, büyük operalarını ve son eseri Reguiem´i borç ve hastalık içinde kıvranırken yazdı. Beethoven, hemen hemen tamamen sağırlaştığı yıllarda en büyük eserlerini ve bu arada, belki de dünyanın en büyük senfonisi "Dokuzuncu Senfoniyi yazdı. Schubert, kısa fakat parlak bir hayattan sonra otuz iki yaşında öldüğü vakit geride bıraktığı yegâne malı, musiki müsveddeleri, giydiği elbise ve çamaşırları ile altmış-üç florin para idi

HAYAT DERSİ (Başa Dön)

 

1) Okuldaki ikinci Ayımda, Hocamız Test Sorularını Dagıttı. Ben Okulun En İyi Ögrencilerinden Biriydim. Son Soruya Kadar Soluk Almadan Geldim Ve Orada Çakıldım kaldım. Son Soru söyleydi: "Her gün Okulu Temizleyen Hademe Kadının İlk Adı Nedir?.." Bu Herhalde Bir Çesit saka Olmalıydı. Kadını Yerleri Silerken Hemen Her gün Görüyordum. Uzun Boylu, Siyah Saçlı Bir Kadındı. 50´lerinde Falan Olmalıydı. Ama Adını Nerden Bilecektim Ki!.. Son Soruyu Yanıtsız Bırakıp Kagıdı Teslim Ettim. Süre
Biterken Bir Ögrenci, Son Sorunun Test Sonuçlarına Dahil Olup Olmadıgını Sordu. "Tabii Dahil" Dedi, Hocamız... "İs Yasamınız Boyunca İnsanlarla Karsılasacaksınız. Hepsi Bir birinden Farklı İnsanlar. Ama Hepsi Sizin İlginiz Ve Dikkatinizi Hakkeden İnsanlar Bunlar. Onlara Sadece Gülümsemeniz Ve ´Merhaba´ Demeniz Gerekse Bile..."
 
Bu Dersi Hayatym Boyunca Unutmadım. Hademenin Adını da... Dorothy idi.
 
 
2) Bir Gece Vakit Geceyarısına Dogru Alabama Otoyolunun Kenarında Duran Bir Zenci Kadın Gördüm. Bardaktan Bosanırca Yagan Yagmura Ragmen, Bozulan Arabasının dısında Duruyor Ve Dikkati Çekmeye Çalısıyordu. Geçen Her Arabaya El Sallıyordu. Yanında Durdum. 60´lı Yıllarda Bir Beyazın Bir Zenciye Hem De Alabama´da Yardıma Kalkması Pek Olagan seylerden Degildi. Onu Kente Kadar Götürdüm. Bir Taksi duragına bıraktım. Ayrılırken ille De Adresimi İstedi Verdim. Bir Hafta Sonra
Kapım çalındı. Muazzam Bir Konsol Televizyon İndiriyordu Adamlar. Bir De Not Ekliydi, Armaganda... "Geçen Gece Otoyolda Bana Yardımınıza Tesekkür Ederim. O Korkunç Yagmur Sadece Elbiselerimi Degil, Ruhumu Da Sırılsıklam Etmisti. Kendime Güvenimi Yitirmek Üzereydim, Siz Çıka Geldiniz. Sizin Sayenizde
 
Ölmekte Olan Kocamın yatagının bas Ucuna Zamanında ulasmayı Basardım. Biraz Sonra Son Nefesini Verdi. Tanrı Bana Yardım Eden Sizi Ve Baskalarına karsılık Beklemeksizin Yardım Eden Herkesi
Kutsasın!.. En İyi Dileklerimle, Bayan Nat King Cole."
 


3)Bir Pastanın Üç Otuz Paraya satıldıgı Günlerde 10 yasında Bir Çocuk Pastaneye Girdi. Garson Kız Hemen Kostu... Çocuk Sordu: "Çukulatalı Pasta Kaç Para?.." "50 Cent!.." Çocuk Cebinden çıkardıgı Bozukları Saydı. Bir Daha
 
Sordu: "Peki Dondurma Ne Kadar..." "35 Cent" Dedi Garson Kız sabırsızlıkla... Dükkanda yıgınla Müsteri Vardı Ve Kız Hepsine Tek basına  kosturuyordu. Bu Çocukla Daha Ne Kadar Vakit Geçirebilirdi Ki...Çocuk parasını  Bir Daha Saydı Ve "Bir Dondurma Alabilir Miyim Lütfen" Dedi. Kız Dondurmayı Getirdi. Fisi tabagın Kenarına Koydu Ve Öteki Masaya Kostu. Çocuk Dondurmasını Bitirdi. Fisi Kasaya Ödedi. Garson Kız Masayı temizlemek Üzere Geldiginde, Gözleri Doldu Birden. Masayı Sanki Akan göz yaslarıyla Temizleyecekti.
 
Bos Dondurma tabagının Yanında Çocugun bıraktıgı 15 Centlik bahsis Duruyordu...
 
 
4) Eski Zamanlarda Bir Kral, Saraya Gelen Yolun Üzerine Kocaman Bir Kaya Koydurmus, Kendisi De Pencereye Oturmustu. Bakalım Neler Olacaktı?. Ülkenin En Zengin Tüccarları, En Güçlü kervancıları,
Saray Görevlileri Birer Birer Geldiler, Sabahtan Öglene Kadar. Hepsi Kayanın Etrafından Dolasıp Saraya Girdiler. Pek Çogu Kralı Yüksek Sesle Elestirdi. Halkından Bu Kadar Vergi Alıyor, Ama Yolları Temiz
Tutamıyordu. Sonunda Bir Köylü Çıkageldi. Saraya Meyve Ve Sebze Getiriyordu. sırtındaki Küfeyi
 
Yere İndirdi, İki Eli İle Kayaya sarıldı Ve Ikına sıkına İtmeye basladı. Sonunda Kan Ter İçinde Kaldı Ama, Kayayı Da Yolun Kenarına Çekti. Tam Küfesini Yeniden sırtına Almak Üzereydi Ki, Kayanın Eski Yerinde Bir Kesenin Durdugunu Gördü. Açtı... Kese Altın Doluydu. Bir De Kralın Notu Vardı İçinde... "Bu Altınlar Kayayı Yoldan Çeken Kisiye Aittir" Diyordu Kral. Köylü, Bugün Dahi Pek Çogumuzun Farkında  olmadıgı Bir Ders almıstı.
"Her Engel, Yasam Kosullarınızı Daha iyilestirebilecek Bir fırsattır...
 

5) Yıllar Önce Hastanede çalısırken, agır Hasta Bir Kız Getirdiler. Tek yasam sansı Bes yasındaki Kardesinden Acil Kan Nakli İdi. Küçük Oglan Aynı Hastalıktan Mucizevi sekilde Kurtulmus Ve Kanında O hastalıgın mikroplarını Yok Eden bagısıklık olusmustu. Doktor Durumu Bes yasındaki Oglana Anlattı
Ve Ablasına Kan Verip vermeyecegini Sordu. Küçük Çocuk Bir An Duraksadı. Sonra Derin Bir Nefes Aldı Ve "Eger Kurtulacaksa, Veririm Kanımı" Dedi. Kan Nakli yapılırken, ablasının Gözlerinin içine Bakıyor Ve Gülümsüyordu. Kızın Yanaklarına Yeniden Renk Gelmeye Baslamıstı, Ama Küçük Çocugun Yüzü De Giderek Soluyordu... Gülümsemesi De Yok Oldu. Titreyen Bir Sesle Doktora Sordu: "Hemen Mi Ölecegim?.." Ufaklık, Doktoru yanlıs anlamıstı, Ablasına Vücudundaki Bütün
Kanı Verip, Ölecegini düsünüyordu

 

APTALIN ÖYKÜSÜ (Başa Dön)

 

Adamın biri, halinden yakınır dururmuş: "Çalışıyorum, didiniyorum ancak geçinebiliyorum. Üstelik yalnızım, kimim kimsem yok..." Böyle mutsuz mutsuz sızlanıp dururken, bir karar vermiş. Yollara düşüp bir melek bulacak, halini anlatıp ondan bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş.

Yola koyulmuş. Dağda bir kurda rastlamış. Ayakta zor durabilen, bir deri bir kemik kalmış kurt, adama yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış, "Bir melek arıyorum. Onu bulup bana yapılan haksızlığı düzeltmesini isteyeceğim..." Bunun üzerine kurt, "Bana da bir iyilik yapar mısın" demiş, "ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir lokma yemek zor buluyorum. O meleğe benden söz et, böyle açlıktan öleyazmış kurt da olur muymuş diye sor..."

Adam yola koyulmuş. Çok geçmeden karşısına güzel bir kız çıkmış. Kız da ona nereye gittiğini sormuş. Melek hikâyesini dinledikten sonra adamın ellerine sarılmış:

"Yalvarırım o meleğe benim durumumu da anlat. Gencim, güzelim, zenginim, her şeyim var ama çok mutsuzum. Mutluluğa ulaşabilmek için ne yapmam lazım, ne olur o meleğe sor..."

Adam, melekle konuşacağına söz vermiş ve yola devam etmiş. Yorulduğunda dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Çevre yemyeşilmiş ama bu ağacın neredeyse bir tek yaprağı bile yokmuş. Tabii ağaç, durumuna çok üzülüyormuş. Dert yanmaya başlamış:

"O meleği bulduğunda benden de bahseder misin. Bak, nasıl da bereketli bir toprak üzerindeyim. Bütün ağaçlar yaprağa, meyveye boğulmuş. Benimse hiçbir şeyim yok. Diğerleri gibi olmak için ne yapmalıyım, meleğe sorar mısın?"

Adam, ağaca da "peki" demiş ve yoluna devam etmiş...

Nihayet, meleği bulmaktan umudunu kesmiş, vazgeçmek üzereyken melek karşısına çıkıvermiş...

Adam derdini anlarmış, melek adamı dinlemiş ve "tamam, tamam!" demiş. "Zengin ve mutlu olabilmen için sana bir şans veriyorum. Şimdi geldiğin yoldan git, evine dön."

Meleğin bu sözleri üzerine rahatlayan adam kurdun, kızın ve ağacın ricalarını hatırlamış ve meleğe onları da anlatmış. Melek onlar için de birşeyler söylemiş. Adam bunları da bir güzel dinlemiş ve dönüş yoluna koyulmuş.

Ağacın yanına geldiğinde meleğin söylediklerini aktarmış:

"Köklerinin tam yanında gömülü altın dolu bir sandık varmış. Bu yüzden beslenemiyormuşsun. Beslenemediğin için yaprağın ve meyven yokmuş. Sandık çıkarılırsa senin de meyven ve yaprağın olacak."

"Yaşasın!" Demiş ağaç: "Çabuk orasını kaz ve o sandığı çıkar!"

"Hayır" demiş adam, "Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmem lazım..." Ve yoluna devam etmiş. Genç kız bıraktığı yerde onu beklemekteymiş. Adamı görünce koşmuş ve "Melek ne dedi?" diye sormuş. "Sevinçlerini ve acılarını paylaşabileceğin birini bulup da evlenirsen bütün dertlerin hallolacak, mutlu olacaksın" demiş adam. O zaman kız, "Hadi seninle evlenelim, mutlu olmaya çalışalım!" diye atılmış. Adam, "hayır," demiş. "Buna zamanım yok. Melek benim şansımı verdi, bir an önce eve gitmeliyim. Sen de kendine başka bir koca bul artık..."

Çok geçmeden o bir deri bir kemik kurt çıkmış karşısına. Kendi şansını bulmak için evine gittiğini, acelesi olduğunu söylemiş. "Peki ya ben!" Demiş kurt, "Benim için ne dedi? Onu söyle ve git!" "Senin için söylediğini ben anlamadım" demiş adam; "melek dedi ki, o kurt, yiyecek bir aptal bulamazsa aç susuz dolaşmaya mahkûmdur."

Kurt, "ben çok iyi anladım" demiş ve aptalı yemiş

 

HAYATA İMZA ATAN İNSANLAR (Başa Dön)

 

Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca, Sokrat:
- Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!
====================
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
- Ben çekilirim!!
====================
Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare´a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:
- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.
===================
Meşhur bir filozofa:
- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz? diye sorulduğunda:
- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.
====================
Dostlarından biri, Fransız kralı 15. Lui´ ye:
- Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü?
Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder. Kral, alaylı alaylı gülerek:
- Hakikaten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.
====================
Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile´ye hasımlarından biri:
- Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
Galile:
- Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?
====================
Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon´un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
- Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:
- Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.
====================
Bir toplantıda bir genç M. Akif?i küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veteriner misiniz? demiş. M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu ?
====================
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- Bende bilirim.
====================
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Bizde onlara yaklaşıyoruz.
====================
Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanır mısınız?
Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım

BAŞARI BAŞARACAĞIM DİYENLERİNDİR (Başa Dön)

 

Research Quarterly dergisinde yayınlanan bir araştırma da beynimizi programlama ile ilgili ilginç sonuçlar vermiş. Bilim insanları basketbol oynayan bir grup öğrenciyi üç gruba ayırmış. Birinci grup, belirli bir uzaklıktan sayı yapabilmek için yirmi gün atış çalışması yapmış.

İkinci grup, hiçbir çalışma yapmadan yirmi gün beklemiş. Üçüncü grup, yirmi gün boyunca her gün zihinlerinde topu potaya atarak sayı yaptıklarını hayal ederek antreman yapmışlar Zihinlerinde her seferinde topu potaya sokarak sayı yaptıklarını canlandırmışlar.

Sonuçlar ne mi olmuş? Her gün aktif fiziksel antreman yapan birinci grubun atış performansı yirmi günün başına oranla sonunda %24 artış göstermiş. İkinci grupta kayda değer hiçbir artış olmamış. Çünkü çalışmamışlardı. Üçüncü gruba gelince, şaşırtıcı bir performans artışı ile karşılaşılmış. Sadece zihinlerinde canlandırma ile çalışan grubun performansı %23 artmış.

Hemen hemen birinci gruba kadar bir artış. Başka bir çalışma da da beş kişi bir ay boyunca günde beş kez ağırlık kaldırdıklarını hayal ederek kol kaslarını geliştirmeye çalışmışlar. Sonuç, kaslarrda %13.5?lik bir büyüme!...

Beynimiz düşüncelerimizi, duygularımızı, davranışlarımızı kontrol ediyor. Ve bilinçaltımız bu faaliyetin %88?ini kontrol ediyor. Beynimiz ona sunulan her türlü bilgiyi doğru kabul eder. Hayallerimizi de beynimize doğru ve gerçekmiş gibi sunabiliriz.

İstediğimiz başarıyı yakalamak için bilinçaltımızı programlayabiliriz. Zihnimizde yoğun olarak canlandırdığımız ve düşündüğümüz her şeyi beynimiz gerçek sanır. Beynimiz buna inanırsa değişim de başlamış demektir. Başarıya zihinsel olarak hazırlanabilirsiniz.

Başarısızlık aslında yanlışlarınızdır. Geriye dönüp başından bugüne düşünürseniz, yanlışlarınızı tekrar hatırlarsanız, yapmasaydınız ne olurdu, gerçekleşmesi olası olan olumlu şeyleri düşünün, yanlışların sağladığı fırsatları bir düşünün.

Başarısızlık hayal kırıklığına yol açar, can sıkıcıdır, yıkıcı ve bunaltıcıdır, fakat her yanlış size yeni bir kapı açar. Bill Gates servetini işten kovulmasına borçludur, penisilin tesadüfen bulunmuştur. Ne zaman başarısız olursunuz? Bir şeyi elde etmeyi isteyip de onu elde edemediğiniz zaman. Başarısız olmanız için adım atmanız lazımdır. Başarısızlığı engellemenin en kolay ve tek yolu hiç bir şey yapmamaktır.

Başarısızlıkta yapacağınız kendi kendinize geri bildirim sağlamaktır. Ne öğrendiniz, nerede yanlış yaptınız, neden başarısız oldunuz, şimdi ne yapabilirsiniz? Sahip olduğunuz en büyük güçlerinizden birisi yanlışlarınızdan, hatalarınızdan ders almaktır.

Aslında başarısızlık yaşam yolculuğunda olgunlaşmanın önemli bir parçasıdır. Hayatımızda iyi örnekleri kendimize her zaman için model almaya çalışırız. Aslında kötü örnekler daha çok işimize yarar.

Ne yapmamamız gerektiğini o hatayı yapmadan anlamamızı sağlayacak araç, başarısızlık öyküleridir.Yanılgınızı, hatalarınızı göremezseniz doğru yapıp yapmadığınızı nasıl anlayabilirsiniz ki? Başarısız olup sonra başaranları düşünün.

Hürriyet gazetesinde bir haber vardı, ?Önce başarısızdılar sonra başardılar...?. Haber şöyle:?Size birisi başarısız olduğunuzu söylerse aldırmayın, aptal derse hiç dinlemeyin. Çünkü birçok dahi, aptal ve başarısız damgası yemiş insanlar arasından çıktı. Onların hiçbiri denemekten vazgeçmedi, yılmadı. Kendilerine inananlar sayesinde isimlerini dünya tarihine yazdırmayı başardılar. İşte bazı ünlü başarısız başarılılar:

Thomas Edison: Öğretmeni onun için, ?öğrenemeyecek kadar aptal?demişti. Ampulü keşfederek insanlığı aydınlatacağını bilemezdi.

Albert Einstein: 4 yaşına kadar konuşmayı öğrenemedi ve matematik derslerinde çok başarısızdı. Oysa o, tüm zamanların en büyük bilim adamı oldu.

Michael Jordan: Okul basketbol takımından atılmıştı. Basketbolu bırakmasına rağmen Jordan, dünyanın en büyük basketbolcusu kabul ediliyor.

Walt Disney: Disney, yaratıcı olmadığı gerekçesi ile bütün çalıştığı şirketlerden kovulmuştu. Disneyland?i kuruncaya kadar tam 5 şirketten atıldı. Sonra kendi şirketini kurdu ve yarattığı kahramanlar, dünya çocuklarının sevgilisi oldu.

Beethoven: Klasik müziğin ustası. Ancak öğretmeni onu, bir eser besteleme konusunda ?umutsuz vaka? bulmuştu.

Beatles: Efsanevi İngiliz Rock grubu Beatles, ilk başvurdukları Decca müzik şirketi tarafından reddedilmişti.

Diana Ross: En iyi kadın şarkıcılar arasında sayılan Ross, bir zamanlar oldukça kötü sesli bulunan sıradan bir şarkıcıydı. Daha sonra rekorlar kıran birçok şarkı yazdı ve seslendirdi.

John Grisham: Bütün yayıncılar tarafından geri çevrildi. Biri onu keşfetti ve artık o çok satan yazarlar arasında kabul ediliyor.?

BAKIŞ AÇISI (Başa Dön)

 

Arjantinli ünlü golfçü Robert Vincenzo yine bir ödül kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş.
Ardından klubüne uğramış, eşyalarını toplayıp otoparktaki arabasının yanına doğru yürümüş.
O sırada yanına bir kadın yaklaşmış.
Vincenzo´yu kutladıktan sonra ona küçük bir bebeğini olduğunu,bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını karşılayamadığını onun her gün biraz daha
ölüme yaklaştığını anlatmış, bir çırpıda.
Kadının anlattıkları Vincenzo´yu çok etkilemiş.
Hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın bir bölümünü yazıp imzalamış.
Çeki kadına uzatmış. O sırada kadına "umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın" demiş.
Ertesi hafta Vincenzo klupte öğle yemeğini yerken Golf derneği´nin bir
üyesi yanına yaklaşmış ve "otoparktaki çocuklar, geçen hafta siz turnuvayı kazandığınız gün bir kadının yanınıza yaklaştığını ve sizinle konuştuğunu söylediler" demiş.
"Evet" demiş Vincenzo, "bunun nesi garip ?".
"Garip değil tabi ki" demiş adam," ama size bir haberim var o kadın bir sahtekarmış.
Sizin gibi zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyip para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış." Vincenzo şaşkınlıkla " yani ölümü beklenen bir bebek yok mu ?" demiş.
"Yok" demiş adam.
"İşte bu hafta duyduğum en iyi haber" demiş Vincenzo.
İşte buna bakış açısı farkı diyoruz. Kimi parasını kaybettiğine üzülür ama kimi de Vincenzo gibi ölümü bekleyen bir bebek olmamasına sevinir.
Aynı pencereden dışarı bakan iki kişiden biri sokaktaki çamuru, diğeri gökyüzündeki yıldızları görebilir.
Seçim bizlere aittir.

 

HEMEN KARAR VERMEYİN (Başa Dön)

 

Köyün birinde yaşlı bir adam varmış. Çok fakirmiş , ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir atı varmış ki.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki? Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

 

? Bu at , bir at değil benim için..Bir dost ?İnsan dostunu satar mı !? dermiş hep..

 

Bir sabah kalkmışlar ki , at yok? Köylü ihtiyarın başına toplanmış.. ?Seni ihtiyar bunak . Bu atı sana bırakmayacakları , çalacakları belliydi. Krala satsaydın , ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın..Şimdi ne paran var , ne de atın..? demişler.

 

İhtiyar  ? Karar vermek için acele etmeyin ? demiş.Sadece ? At kayıp ? deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.. Atının kaybolması , bir talihsizlik mi  , yoksa bir şans mı , bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez ..? Köylüler ihtiyar bunağa kahkaha ile gülmüşler..

 

Adam aradan 15 gün geçmeden , at bir gece ansızın dönmüş..Meğer çalınmamış , dağlara gitmiş kendi kendine . Dönerken de , vadideki 12 vahşi atı peşine takmış .. Köylüler ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..

 

? Babalık demişler. ? Sen haklı çıktın ..Atın kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir sürü atın var. ?

 

? Karar vermek için gene acele ediyorsunuz ? demiş ihtiyar ..Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece atın geri döndüğünü söyleyin..Bilinen gerçek sadece bu ..Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz .. Bu daha bir başlangıç?

 

Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap nasıl fikir yürütebilirsiniz?..?

 

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama , içlerinden ? Bu herif sahiden gerzek ? diye geçirmişler.. Bir hafta geçmeden , vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış .. Evin geçimini temin eden oğlu şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış..

 

Köylüler gene gelmişler ihtiyara .. ? Bir kez daha haklı çıktın? demişler.. ? Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir , daha zavallı olacaksın ? demişler. İhtiyar ? Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz ? diye cevap vermiş.. ? O kadar acele etmeyin . Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu .Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru . Hayatta böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez??

 

Birkaç hafta sonra , düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış..Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış .Köye gelen görevliler , ihtiyar  kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış.

 

Çünkü savaşın kazanılması imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.. Köylüler , gene  ihtiyara gelmişler..  Gene haklı olduğun kanıtlandı  demişler.

 

Oğlunun bacağı kırık , ama hiç değilse yanında.Oysa bizimkiler  belki asla  köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması , talihsizlik değil,  şansmış meğer .. Siz erken karar vermeye devam edin.. demiş  , ihtiyar. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum  yanımda  , sizin askerde . Ama bunların hangisinin talih , hangisinin şansızlık olduğunu sadece ALLAH  biliyor..

 

HER DÜŞMANA KARŞILIK BİR DOST OLDUĞUNU DA ÖĞRET ONA (Başa Dön)

·          Zaman alacak biliyorum,

·          Fakat eğer öğretebilirsen ona,

·          Kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret.

·          Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.

·          Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu,

·          Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.

·          Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.

·          Eğer yapabilirsen ona kitapların mucizelerini öğret.

·          Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.

·          Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği...

·          Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.

·          Kendi fikirlerine inanmasını öğret,

·          Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.

·          Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı sert olmasını öğret ona.

·          Herkes birbirine takılmış bir yöne giderken,

·          Kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.

·          Tüm insanları dinlemesini öğret ona.

·          Fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.

·          Eğer yapabilirsen,

·          Üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.

·          Göz yaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.

·          Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona,

·          Ve aşırı ilgiye dikkat etmesini...

·          Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,

·          Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.

·          Uluyan insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona,

·          Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,

·          Dimdik ayakta durup savaşmasını öğret.

·          Ona nazik davran, fakat onu kucaklama.

·          Çünkü ancak ates çeligi saflaştırır.

·          Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun.

·          Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.

·          Ona, her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret.

·          Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.

·          Bu büyük taleptir.

·          Ne kadarını yapabilirsin bir bak.

·          O, ne kadar iyi, küçük bir insan...

·          Benim oğlum...

·          ABRAHAM LINCOLN

 

HER GENCİN BİR HEDEFİ OLMALI (Başa Dön)

 

İstanbulun fethi size neyi hatırlatıyor? Gönül erlerinin İlahi müjdeyle müjdelenmek, insanlığın önünü açmak, yollarını aydınlatmak için büyük bir sebatla birbiri ardına bayrak yarışında bulunduğu, bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasına sebep olan büyük fethin genç bir kumandana Fatih Sultan Mehmet Han?a nasip olması içinizde hangi duyguları harekete geçiriyor?

 

Evet, yeni nesiller için fetihler devam ediyor. İstanbul?da ve daha pek çok güzel şehirde, güzel insanlarla dolu güzel ülkelerde gözyaşı içinde pek çok kişi var. Ailede, okulda, sokakta şiddet; işyerlerinde haksızlık, rüşvet, güvensizlik; toplumda zararlı alışkanlıklar, fuhuş, terör gibi insanlığın acı kaynaklarının kurutulması için gönüllerin fethedilmesine devam etmek gerekiyor. Bu da insanlığın derdini kendine dert edinmiş, acıları hafifletmeye karar vermiş, insanı ve bütün varlıkları seven ve değer veren siz değerli gençlerin gayret göstermesiyle mümkün olabilir. Bu satırları okuduğunuzda ?Kendim ve insanlık için ne yapabilirim?? diye düşünüyorsanız bilin ki yapabileceğiniz çok şey var. İstanbul?un fethini gencin ideal belirlemesi hedef seçmesi ve gerçekleştirmesi aşamaları açısından değerlendirdiğimizde insanlık sevgisi, doğruya ulaşmak arzusuyla dolu kişilerin yararlanacağı pek çok güzel örnekle dolu olduğunu görüyoruz.

 

Hedefler doğru seçilmeli

Her bireyin sahip olduğu özellikler, ilgi, yetenek ve imkânlar farklıdır. Kişinin hem kendisi hem de bütün insanlığın huzur ve güven içinde kendisine layık şekilde yaşayabilmesi için bir hedefi olmalıdır. Bu hedefin şekillenmeye başlaması bazen küçük yaşta, okulöncesi dönemde bile olur. Çocuğun doktor öğretmen, yazar, devlet adamı, iyi bir ev hanımı, anne baba olma gibi bir veya birbirini tamamlayan birkaç hedef edinmesine bazen bir, bazen de birkaç neden yol açar. Eksikliklerin farkında olmak veya güzel örnekler bu nedenler arasındadır. Şifa bulunamayan bir hastalıktan ölen bir yakın, haksızlığa uğramış bir kişi, idarede görülen eksiklikler veya başarılı bir kişiye, büyüğe benzeme isteği ideallere temel teşkil eder. Bireyin hayatında etkili kişilerin anne-baba ve öğretmen gibi büyüklerin beşeri ve sosyal ihtiyaçların ve bunlara ulaştıracak güç ve imkânların farkında olmasını sağlaması da ideallerin şekillenmesi ve hedefin belirlenmesine katkıda bulunur. Bununla beraber birey gençlikte de ailesinin etkisinde kalmadan çocukluğundaki idealden farklı bir hedef veya hedefler edinebilir.

 

Hedefe ulaşmak hayal etmekle mümkündür

Fatih Sultan Mehmet kendisini büyük bir ustalıkla nakış gibi ailesinin ve hocalarının yüreğine düşürdükleri aşkla daha çocuk yaşta bu yola gönül koymuş, hayallerini bu fetih hayalleriyle süslemiş oyunlarında İstanbul?u bir değil belki yüzlerce kere fethetmişti.

 

Hedefe kavuşmak; önce hayal etmekle mümkündür. Bir problemi zihnimizde tasarlamadan çözemeyiz, bir ideali zihnimizde oluşturmadan ve gerçekleştirmeyi istemeden o ideale ulaşamayız. Hedefe ulaşmak için tabii ki tek başına hayal yetmeyip basiret ve bilgi sahibi olmak, gayret etmek ve çalışmak gerekir. Basiret ve bilgi, fikir ve maharet sahibi olmayı sağlar.

 

Bilgiye değer veren kişi bilgi sahibine de değer verir. Başarı için gereken de ekip ruhudur. Gencin yetişkinin, öğrencinin, öğretmenin, hocanın, talebenin birbirine değer vermesi, imkânlarını güçlerini birleştirebilmesi ile pek çok fetih (açılış) gerçekleştirilmeye devam ediyor. Gönüller güzelliklere açılıyor. Gençleri yeni ufuklarda büyük başarılar bekliyor.

 

En büyük fetih gönül kazanmaktır

En büyük fetih, gönüllerin fethedilmesi yani doğru ve güzele doğru yönlendirilmesidir. Kendini bilen, kendini tanıyan, önce kendi gönlüne açılan kişi, içindeki büyük gücü, kendisine bahşedilmiş yetenekleri keşfeder, neleri yapması gerektiğini, neleri yapabileceğini, hedefine ulaşmak için kendisini nasıl donatması gerektiğini fark etmeye başlar. Ve donanım sahibi olmak için ilme sarılır. Gerçekten de bilgi olmadan başarı gerçekleşemez. Bilginin temelleri de daha çocuk yaşta atılır. Çocuğun ilim öğrenmeye istekli olmasında ailesinden aldığı temel eğitim büyük ölçüde etkilidir. II. Mehmet daha çocuk yaştan itibaren devrinin en seçkin hocalarının elinde yetişmişti. Devrinin, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Vezir Sinan, Ahmet Paşa gibi birçok âlimi, II. Mehmet?e dünyevî ve uhrevî ilimleri talim ettiriyordu. Sekiz yabancı dil öğreniyor, gün geçtikçe ufku açılıyordu. Fakat ilim öğrenmeyi kendisi istemeseydi kendisine sunulan bu imkânları değerlendiremezdi. Pek çok aile gençlere sundukları imkanları değerlendiremediklerinden yakınmaktadırlar. Diğer taraftan bilginin temelleri atıldığı takdirde kişi bilgiye ulaşacağı kaynakları bildiğinden sahip olduğu kapasiteyle eksiklerini kendi gayreti ile de tamamlamayı hayat boyu sürdürür.

 

Bilginin yararlı olabilmesi için karakter güçlü olmalı

Hedefe giden yolda sahip olunan ilmin yararlı olması içinse kişinin karakterinin ve manevi değerlerinin güçlü olması, şefkat, merhamet sevgi, tevazu, hoşgörü, yumuşaklık sükûnet, öfke ve duygu kontrolü, özeleştiri, saygı gibi insanî duygulara ve özelliklere sahip olması gerekir. İnsanın bir başka varlığa zarar vermemesi, kendisine ve başka varlıklara ve insana değer vermesi, duygularına hâkim olup aklını kullanması ile mümkündür. Bu da bu güzel duyguların kaynaklarından beslenen kişilerle beraber olup onlarda güzel örnekler görmeyi gerektirir.

 

Bunun örneğini yine büyük fethi gerçekleştiren büyük Fatih?in hayatında görüyoruz. II. Mehmet?in öyle bir hocası vardı ki ondan etkilenmemesi, onun fikirlerine danışmadan ve gerektiğinde icazet almadan hareket etmesi imkânsızdı. O İstanbul?un manevî fatihlerinden ilim ve gönül eri Akşemsettin?di. O, hem İslami ilimlerde hem de tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanının ünlülerinden olmuş, Yunus Emre?ler, Mevlana?lar, Hacı Bektaş Veli?ler, Hacı Bayram Veli?lerle aynı kaynaktan beslenip aydınlanarak bu büyük fethe şevk ve gayretle hazırlanmıştı. Fetih sırasında genç sultanı teşvik ettiği gibi fetihten sonra da adalet üzere idare edebilmesi için tevazu sahibi olmak gibi konularda manevi eğitimine devam etmişti. Mesele gönülleri fethetmek olunca bu güzel örneklerden istifade ederek hayatımızı ve kendimizi düzenlememiz gerekiyor.

 

Zaman yetmiyor mu dediniz?

Zamanının yetmediğini söyleyen herkesin kendisine şu soruları sorması gerekir.

Erteleme yapıyor muyum?

Önceliklerimi iyi biliyor muyum?

Bir konuyu öğrendiğimde gerekli tekrarları yapıyor muyum?

Başkalarının istediğini kendi istediğimden ve olması gerekenden önce mi yapıyorum?

Televizyonu ve bilgisayarı verimli ve ölçülü kullanıyor muyum?

Oyuna ne kadar zaman ayırıyorum?..

Hobilere, spor ve sanata ne kadar vakit ayırıyorum?

Nasıl dinleneceğimi iyi biliyor muyum?

Tembelliği yenmek için sıkılsam da çalışmaya devam ediyor muyum?

 

Hiç kimse mükemmel değildir

Kimse mükemmel olamaz. Önemli olan kişinin kendi eksiklerini aşağılık kompleksine, yıkılacak kadar aşırı suçluluk duygusuna kapılmadan görebilmesidir.

 

Eksikliklerinizle mücadele edin

En büyük ve değerli mücadele ve gayret kişinin kendi kötü veya olumsuz özellikleri ile başa çıkabilmek için gösterdiği gayret ve mücadeledir.

 

Zamanı iyi kullanın

Zamanı iyi kullanan kişi hedefe giden yolda gereken bilgi ve becerileri elde etmekte daha az zorlanacaktır.

 

Üç Şifre: Bilgi, Yetenek ve Maharet

İdealist genç hedefe giden yolda bilgi ve yetenek (fikir ve maharet) sahibi olmalı, bunun için de zamanını iyi kullanmalıdır. Zira belli bir konuma gelen kişinin o konum için gereken bilgi ve beceriye daha önceden sahip olması, ön hazırlık yapması gerekir.

 

Diğer taraftan kişinin bilgi sahibi olmasının toplumu ve insanlığı daha iyiye, güzele götürebilmek yolundaki ideallerini gerçekleştirmesi için tek başına yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz. En değerli bilgi hayata geçirilen bilgidir. Bu sebeple Söz Sultanı (sas) faydasız ilimden Allah?a sığınmıştır. En hayırlı insan da insanlara yararlı olan insandır.

İnsanlığın içinde bulunduğu problemlere çözüm aramaya çalışanlar iki noktada tıkandıklarını söylüyorlar. Menfaatçilik, ailelerin ihmali.

İdealist insanlar en yakınlarını ihmal etmedikleri, onları da geliştirmeye çalıştıkları ve benmerkezcilikten uzaklaşmanın örneklerini en yakınlarına sundukları takdirde güzel örnekler daha etkili şekilde dalga dalga yayılacaktır. Bazen kişi uzaktakine yararlı olmaya çalışırken en yakınındaki kendisine ihtiyacı olan kişiyi görememektedir.

 

En yakınları onun desteğine ve yardımına muhtaçken başka kişilerin yardımına koşmakta dengeye dikkat etmek gerekir. Belki en yakınların ihtiyaçlarını giderecek kişileri bulup hedefine koşmaya devam etmek; fakat ihtiyacı olanları görmezlikten gelmemek gerekir. İdealist kişiler en yakınlarından başladığı takdirde milletçe hedefe ulaşmak daha kolay olacaktır. Bunu insanlık önderlerinde bütün canlılığı ile görüyoruz. Kişi sosyal yönü ile bireysel yönünü dengeleyebildiği bir yandan kendisini geliştirip bir yandan öğrendiklerini hayata geçirebildiği, hem öğrenci hem de öğretici olabildiği ölçüde ideallerine ulaşabilir.

 

HER ŞARTTA BİR ÇÖZÜM VARDIR (Başa Dön)

 

Nebraskada yasli bir adam yasardi. Patates ekimi icin bahceyi bellemesi
gerekiyordu, lakin bu cok zor bir isti. Tek oglu olan David ona yardim
edebilirdi fakat o da hapisteydi.


Yasli adam ogluna bir mektup yazdi ve durumunu izah etti.

"Sevgili David,

Patates bahcemi belleyemeyecegimden kendimi cok kotu hissediyorum. Bahceyi
kazmak icin oldukca yaslanmis sayilirim. Burada olsan butun derdim
bitecekti. Biliyorum ki sen bahceyi benim icin hallederdin.
Sevgiler Baban"

Bir kac gun sonra oglundan bir mektup aldi

"Babacigim,

Babacigim Allah askina bahceyi kazma, ben oraya cesetleri gommustum.
Sevgiler David"

Ertesi gun sabaha karsi 4de FBI ve yerel polis cikageldi ve tum sahayi
kazdi lakin hic bir cesede ulaşamadilar. Yasli adamdan ozur dileyerek
gittiler. Ayni gun yasli adam oglundan bir mektup daha aldi.

"Babacigim,

Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu sartlarda yapabilecegimin en iyisini
yaptim.

 

HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEK Mİ İSTİYORSUNUZ? (Başa Dön)

 

Nüvide Gültunca Tulgar
Biraz düşünmenizi istiyorum. Sıradan bir insanın günde aklından 50.000 den fazla farklı düşünce geçiyor. Bir günün 16 saatini uyanık geçirdiğimizi düşünürsek, hemen her saniye aklımızdan farklı bir düşünce geçiyor demektir. Zihnimiz sürekli olarak ani düşüncelerle meşgul olur, dışarıdan gelen her bir uyarı aklımızda yeni bir fikrin doğmasına neden olur. Düşünme eylemi böylece gün boyu sürer gider.

Elbette ki zihnimizi bu kadar meşgul eden düşüncelerin pozitif olması önemlidir ama daha da önemli bir şey vardır: günde kafanızdan ortalama 50.000 tane düşünce geçiyor. Peki ama bunlardan kaç tanesi sizin için yeni  hafızamıza şükürler olsun her şeyi hatırlıyor ve yeniden düşünebiliyoruz. Ancak unutmamalısınız ki yaratıcı olabilmek ve hayatı tam anlamıyla dolu dolu yaşayabilmek için mümkün olduğu kadar çok yeni fikirlere açık olmalıyız. Başımıza gelecek en kötü şeyin; her gün, ama her gün, hiç durmadan, aynı değişmez 50.000 düşünce içinde dönüp durmamız olduğunu söylememe sanırım gerek yok.

Çoğumuz bir gün önce zihnimizi meşgul eden şeylerle, bu gün de aklımızın meşgul olduğunu görürüz. Hatta daha önceki gün de, ondan önce ki günde aynı şeyler üzerinde sürekli durmuşuzdur. İşte sorun da burada başlar. Eski fikirlerimiz, inançlarımız üzerinde düşünmeye devam ederiz, her gün aynı korkular, aynı endişeler, aynı pişmanlıklar, aynı üzüntüler... hiç peşimizi bırakmadan zihnimizi meşgul etmeye devam ederler. Bu durum yeni ve yaratıcı fikirlere sahip olmamızın önündeki en büyük engeldir.

Bu yazıda, artık eskimiş, yıpranmış ve sizi yıpratan fikirlerinizden kurtulmanız, ve zihninizi yeni fikirlere, yeni fırsatlara ve yeni hayallere açmanız için, yapmanız gerekenleri bulacaksınız. Unutmayın ki hayatınızı değiştirmek için başlangıç noktanız düşüncelerinizi değiştirmek olacaktır. Değişmesi gereken yalnızca düşüncelerinizin içeriği değildir. Aynı zamanda kendinizle ve çevrenizle ilgili düşüncelerinizi de değiştirmeniz gerekir.

Tam kelime anlamıyla, hayatınızı kökünden değiştirmek istiyor musunuz kendi hayatınızda devrim yapmak istiyor musunuz Düşünce şeklinizi değiştirin. Kendinize yeni algılama kalıpları yaratın. Sizi çevreleyen dünyanın farkına varın, algılarınızı açın ve ilk önce hayatı daha net ve berrak görmeye çalışın.

Şimdi birlikte bu yeni fikrin keşfine çıkacağız...

Hayatınızı değiştirecek olan sır, şu sözlerde saklıdır: Hayatınızı, düşünceleriniz kontrol eder

Bunun anlamı şudur, bilincinizi meşgul etmesine izin verdiğiniz düşünceler, sizin ne olacağınızı belirler. Düşünceleriniz hayatınıza şekil veren en güçlü araçlardır. Düşünce evrendeki en etkili güçtür.