|
HAYVANCILIK VE AVRUPA
BİRLİĞİ

Dünya nüfusunun hızlı
artışı ve özellikle hayvansal kökenli protein açığı, insanoğlunu
hayvansal üretimi hızlı bir şekilde artırma çabasına itmiştir.
Buda hayvansal
üretimin entansif (kafes tavukçuluğu, modern ahırlarda yapılan
sığır besiciliği v.b) karakter kazanmasıyla yani modern
yetiştirme tekniklerinin kullanılmasıyla mümkün olmuştur. Ancak
zaman içinde modern yetiştirme tekniklerinin hayvansal üretimi
artırmakla birlikte, hayvanlar üzerinde doğal yaşama göre
getirdiği kimi kısıtlamalar nedeniyle olumsuz etkilere sebep
olduğu anlaşılmıştır.
Klasik
yetiştiricilikte, çiftlik hayvanları sadece hayvansal üretim
için materyal konumundadır. Oysa dünyada son yıllarda şekillenen
kimi toplumsal duyarlılıklar ve doğal hayvansal ürünlere olan
talep, hayvan yetiştiricilerini hayvan refah koşullarını dikkate
almaya, hayvanları stresten uzak bir yetiştirme programı
hazırlamaya itmektedir.
Hayvan refahı,
hayvanın kendi çevresiyle uyum içinde olması, içinde yaşadığı
çevreye acı çekmeden adapte olabilmesi, psikolojik ve fiziksel
yönden sağlıklı olması hali olarak tanımlana bilinir. Hayvan
ömründeki kısalma, anormal davranışlar, vücut hasarı, büyümede
gerileme, adrenal aktivite ve üreme etkinliğindeki gerileme
hayvan refahındaki gerilemenin göstergeleridir.
AVRUPA
BİRLİĞİNDE HAYVAN REFAHI
AB Mevzuatında yer
alan, hayvansal üretim amacıyla yetiştirilen hayvanların
korunmasına ilişkin belirleyici düzenlemeleri üç ana başlık
altında toplanabilir:
1) Hayvansal
üretim amacıyla yetiştirilen hayvanların korunması
2) Hayvan
transportu (nakli)
3) Hayvanların
kesilmesi ve öldürülmesi
1)
HAYVANSAL ÜRETİM AMACIYLA YETİŞTİRİLEN HAYVANLARIN KORUNMASI:
Avrupa Birliğinde
98/58/EC sayılı Direktif ilgili konuyu düzenleyen Şemsiye
direktif konumundadır. Bu yasal düzenlemeyle eti, sütü,
yapağısı, tiftiği ve derisi için yetiştirilen çiftlik
hayvanlarında refahın sağlanabilmesi için yapılması gerekenler
aşağıda sıralanmıştır:
a) Çiftlik
hayvanlarına yeterli bilgi ve beceriye sahip personelce
bakılmalıdır.
b) Zaman, zaman ya
da düzenli olarak bağlanan hayvanlara, fizyolojik ve etolojik
ihtiyaçlarına uygun bir alan sağlanmalıdır. Hayvanlar bilimsel
bilgiler doğrultusunda, türlerine özgü hareket serbestisine
sahip olmalıdırlar.
c) Hayvanlar
barındırıldıkları binalarda daimi karanlığa mahkûm
edilmemelidirler. Yeterli doğal ışık yoksa onlara fizyolojik ve
etolojik ihtiyaçları doğrultusunda yapay ışık sağlanmalıdır.
d)Hayvansal üretim
yapılarında, hava sirkülâsyonu, sıcaklık, relativ nem, toz
miktarı ve gas konsantrasyonu hayvanlara zarar vermeyecek
sınırlarda tutulabilmelidir.
e) Hayvan
Barınaklarının yapımında kullanılan, hayvanlara temas edecek
olan yapı materyalinin hayvanlara zarar vermeyecek özellikte,
dezenfekte edilebilir ve temizlenebilir olması gerekir.
f)Yetiştirme
sistemlerinde barındırılan hayvanlarda refah, günde en az bir
kez insan tarafından yapılan, tüm hayvanların gözlemlendiği
teftişle yakından ilgilidir. Teftiş sırasında hasta görünen
hayvanlara gerekli önem gösterilerek, uygun önlemler
alınmalıdır. Bu önlemler yeterli gelmezse, mümkün olan en kısa
zamanda veteriner hekim görüşü alınmalıdır.
g)Hayvanlar kötü
hava koşullarına, yabani hayvanlara veya onların sağlıklarını
tehdit eden diğer risklere karşı gerekli önlemlerin alınmadığı
yetiştirme sistemlerinde barındırılamazlar.
h) Yetiştirme
sistemlerinde hayvanların sağlığı için temel önemde olan mekanik
veya elektronik ekipmanın günde en az bir kez gözden geçirilmesi
gerekir. Hatalar keşfedildiğinde ise derhal bunların giderilmesi
gerekir.
ı) Hayvanları
yaşlarına ve türlerine uygun sağlıklı diyetlerle ve fizyolojik
ihtiyaçlarına uygun aralıklarla beslemek zorunludur. Hiçbir
hayvana gereksiz ağrı çekmesine veya vücut hasarına uğramasına
sebebiyet verecek maddeleri yemle yada likit tarzda vermemek
gerekir. Tüm hayvanlara yeterli miktarda su sağlanmalıdır.
i)Yemlik ve suluk
ekipmanı, hayvanlar arasındaki rekabeti minimize edici ayrıca
yemin ve suyun zararlı etkenlerle kontaminasyonunu engelleyici
tarzda dizayn edilmelidir.
j) Hayvan sahipleri
ya da bakıcı personel, gün içinde yaptıkları teftişler sırasında
ölen hayvanların sayısını kayıt altına almalıdırlar. Ayrıca yine
hayvanlara herhangi medikal tedavi uygulanmışsa onu da kayıt
altına almalıdırlar. Söz konusu kayıtlar ise yetkili otoritenin
isteği durumunda sunulmak üzere en az üç sene süreyle
saklanmalıdır.
k) Minimal veya kısa
bir anlık ağrılara sebebiyet verecek uygulamalar haricinde,
hayvanlarda ağrıya sebebiyet verebilecek yetiştirme prosedürleri
kullanılamaz.
98/58/ EC
sayılı Direktif Avrupa Birliğinde hayvansal üretim amacıyla
yetiştirilen hayvanların korunmasına yönelik, türe özel olmayan
genel bir düzenlemedir. Tür bazında ise yumurtacı tavukların
korunmasına yönelik 99/74/EEC sayılı direktif, domuzların
korunmasına yönelik 91/630/EEC sayılı direktif, buzağıların
korunmasına yönelik 91/629/EC sayılı direktif v.b düzenlemeler
bulunmaktadır.
Yumurtacı
tavuklarla ilgili olan düzenlemeyle, tavuk başına 550 cm2’nin
ayrıldığı zenginleştirilmemiş kafeslerin 2003 yılından sonra
yapılması yasaklanırken, 2012 yılından sonra ise tamamen
kaldırılmaları hükme bağlanmış, zenginleştirilmiş kafes
sistemlerinde ise tavuk başına 750 cm2 alan ve en az 15 cm tünek
sağlanması, folluk, uygun suluk sistemi ve yemlik sistemi
sağlanması istenmiştir. Dokuz tavuğa 1m2 alanın ayrıldığı ve
diğer birçok teknik özellikleri kapsayan alternatif sistemler
için ise belirlenen hükümler 1 Ocak 2007 itibariyle geçerlidir.
Avrupa Birliğinde,
bahsedilen bu mevzuatlarla üye ülkelerin hayvansal üretimde,
hayvanların fizyolojik ve davranımsal ihtiyaçlarının bilimsel
veriler doğrultusunda dikkate alındığı, kısaca hayvan refahının
merkeze konulduğu yetiştirme sistemlerinin kurulması istenmiş ve
minimum standartlar belirlenmiştir.
Bazı AB ülkeleri, bu
standartları içermekle birlikte, konuyu daha da boyutlandırarak,
iç hukuklarında hayvansal üretim standartlarını belirleyen özel
yasal düzenlemelerde yapmışlardır. Örneğin Avusturya Sağlık ve
Tüketiciyi Koruma Federal Bakanlığı ülkedeki hayvansal üretim
standartlarını 1995’de ANI-35-L sistemini temel alarak
değiştirmiştir. Puanlamaya dayalı olan bu sistem, hayvan
çevresini beş bileşene ayırarak, bunları rakamlaştırmaya
dayanmaktadır. Bu çevre bileşenleri hayvanların hareket imkanı,
kendi türüyle sosyal kontak, yetiştirme alanının niteliği,
bakıcı ihtimamının yoğunluğu ve yetiştirme ortamının klimatik
özelliklerinden (ışık, havalandırma, gürültü vs) oluşmaktadır.
Sistemin temeli olan beş alandan her biri kendi içinde bir
puanlama sistemine sahiptir. ANI-35-L sistemi çiftlik
hayvanlarının refahı ile uğraşan Avusturyalı hayvan koruma
organizasyonları tarafından da kabul görmüştür. Avusturya’da
kabul edilen bu sistem ile hayvansal üretim yapılarında 21 ANI
puanına ulaşılması zorunlu kılınırken, yeni yapılacak hayvan
barınaklarında ise bu standart 24 ANI puanından daha büyük
olmalıdır şeklinde tespit edilmiştir.
2) HAYVAN
TRANSPORTU:
AB’ de hayvanların
nakil ve nakille ilgili işlemler sırasında korunması, 22 Aralık
2004 tarihli ve 2005/1/EC sayılı Konsey Regülâsyonu ile yasal
olarak düzenlenmiştir. İlgili düzenlemeyle 5.1.2007’den itibaren
8 saat ya da üzerinde hayvan nakli için kullanılacak araçların
klimalı olması ve içlerinde hayvanların su içmesi için özel
suluk sisteminin bulunması gerekmekteyken, beklenen gebelik
süresinin %90’nını tamamlamış ya da 1 hafta öncesinde doğum
yapmış hayvanların nakli yasaklanmıştır. Sekiz saat ve üzeri
hayvan naklinde kullanılan araçlar uydu izleme sitemine sahip
olacaklardır. Halen hayvan naklinde kullanılan eski tip nakil
araçları 2009 yılına kadar bu ekipmanlara sahip olacaklardır.
Uydu izleme sistemi aracılığıyla nakillerin bir merkezden
izlenerek, AB kurallarına en üst seviyede riayet edilmesi
tasarlanmıştır.
2005/1/EC sayılı
düzenlemeyle, kara, deniz ve hava yolu ile yapılacak hayvan
nakillerinde AB standartları belirlenmiştir. Yapılan
düzenlemeyle, hayvanların refah koşullarında nakledilmesi
amaçlanmıştır. Nakil vasıtalarının dizaynından tutunda
hijyenine, düzenleme getirilirken, yükleme ve boşaltma sırasında
hayvanların kesinlikle acı çekmemesi istenmiştir. Bir haftadan
küçük kuzular, 10 günden küçük buzağılar, 3 haftadan küçük domuz
yavruları ancak 100 km altındaki mesafelerde nakledilebilirler.
3)
HAYVANLARIN BAYILTILMASI VE KESİLMESİ
93/119/EC sayılı 22
Aralık 1993 tarihli konsey kararıyla; eti, derisi, kürkü vb.
amacıyla beslenen hayvan türlerinin nakliyeleri, barınmaları,
hareketsiz kılınmaları(zapt-ı rapt), sersemletilmeleri,
kesilmeleri ve öldürülmeleri düzenlenmiştir. Bu düzenleme teknik
veya deneysel olaylarla, kültürel veya spor olaylarında
öldürülen hayvanları kapsamaz.
Söz konusu
düzenlemeyle, mezbahaya getirilen hayvanların taşıyıcı
konteynırlardan ürkütülmeden, heyecanlandırılmadan ve
incitilmeden boşaltılmaları istenmiştir. Hayvanların
boşaltılacağı zeminlerin kaygan olmaması ve mümkünse yan
korkulukların bulunması uygun bulunmuştur. Mezbahalarda
hayvanlar hemen kesilmeyecekse, su içmeleri sağlanmalı ve 12
saat içinde kesilmeyecek hayvanlar uygun aralıklarla
beslenmelidir. Mezbahada 12 saat ve üzeri barındırılacak
hayvanlar, bekleme odalarına alınmalı ve gerekliyse kolaylıkla
yatıp kalkacakları şekilde bağlanmalıdırlar.
Bayıltma ve kesim
öncesinde hayvanlar herhangi bir ağrıya, heyecana, yaralanmaya
ve çarpmaya maruz kalmadan uygun usulle zapt-ı rapta
alınmalıdırlar. Hayvanlar( kümes hayvanları ve tavşanlar hariç)
kesilmeden önce asılmamalıdır. Elektrikli bayıltma aletleri
zapt-ı rapt veya hayvanları hareket ettirmek için
kullanılmamalıdır.
Hayvanların
bayıltılması için izin verilen yöntemler:
a) Ani
etkili tabanca: Vuruş boynuzların gerisinden ağza doğru
nişan alınarak yapılır ve vuruştan sonra 15 saniye içinde kan
akıtılmalıdır.
b) Beyin
sarsıntısı: Bu iş için sadece mekanik olarak
kullanılacak aletlere izin verilmiştir, bu aletler kafatasına
müdahale edecek şekilde tasarlanmıştır.
c)
Elektronarkoz: Elektrotlar ya da su banyosu şeklinde
uygulanır. Elektrotlar, akımın beyne direkt olarak girmesi için
beyin üzerine yerleştirilmeli, iyi bir elektrik teması için
ıslatılmış deri üzerine tutturulmalıdırlar. Kümes hayvanlarında
kullanılan su banyosunun, su seviyesi hayvanın kafasını
kaplayacak seviyede olmalı, akımın şiddeti ve süresi bir uzman
tarafından hayvanın kesilene kadar baygın kalmasını sağlayacak
şekilde ayarlanır.
d)
Karbondioksite maruz bırakma: Bu metod domuzların
bayıltılmasında kullanılır. Kullanılan karbondioksitin derişimi
en az %70 olmalıdır.
Bayılan hayvanların,
bayıldıktan sonra en kısa süre içinde kanı akıtılmalıdır. Bu
işlem, en az bir veya iki karotit arterin kesilmesiyle, çabuk ve
bol kan akacak şekilde yapılır. Damarlar kesildikten sonra kan
durana kadar yüzme ve elektriksel uyarı işlemi uygulanmaz.
TÜRKİYEDE
DURUM
Ülkemizde, sayısal
olarak hayvan varlığında yıllara göre bir kayıp yaşanmakla
birlikte, özellikle tavukçuluk sektöründe, besi ve süt
sığırcılığında ise entegre işletmeler gün geçtikçe artmaktadır.
Öteden beri, Türkiye kamuoyunda hayvancılığın temel sorunları
tartışılırken, sektörde örgütlenme sorunu olduğu, işletme
büyüklüklerinin sınırlı olduğu ve hayvan başına alınan
verimlerin düşük olduğu yani hayvanlarımızın genetik
kapasitesinin düşük olduğu vurgulanmaktadır. Bu gün, geldiğimiz
noktada, Türkiye hayvancılığı kanatlı sektöründe modern
entegrelere sahiptir ve dünyadaki yüksek hayvansal üretim
verileri yakalanmıştır, hayvancılığın diğer dallarında ise
geçmişe görece gelişmeler mevcuttur.
Bütün sektörlerde,
olduğu gibi Hayvancılık sektöründe de AB müzakere süreci,
taşları yerinden oynatmışa benziyor, sektörün yukarda
sıraladığımız sorunların yanına yenilerini eklemesi ve bu yeni
durum karşısında stratejilerini kısa ve uzun vadede ciddi bir
şekilde gözden geçirmesi gerekiyor. Artık, hayvancılık
sektöründe amaç sadece hayvansal üretimi mümkün olduğunca
artırmak değil, çiftlikten sofraya her aşamasında, veteriner
hekim denetiminden geçmiş hayvansal kökenli gıdaları yüksek
refah standartlarındaki çiftlik hayvanlarından elde etmek
olacaktır. Çünkü Avrupa Birliğinde Hayvan refahı, çiftlikten
sofraya sağlıklı gıda sürecinin, ayrılmaz temel halkalarından
biridir.
AB müzakere
süreciyle birlikte, Hayvan Refahı çerçevesinde bazı yasal
düzenlemeler yapılırken, bazıları ise takvime
bağlanmıştır.01.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren Hayvanları
Koruma Kanunuyla hayvanlara, eziyet yasaklanırken, hayvanların
türlerine özgün yaşam şartlarında yaşamaları hüküm altına
alınmıştır. İlgili yasayla, kesim işleminin ise ehliyetli
kişilerce, hayvanlara en az acı çektirecek şekilde yapılması
istenmiştir.
Hayvan Refahına
yönelik, önemli bir görev alanı olan hayvan nakli konusunda AB
standartlarını içeren bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Ancak
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel
Müdürlüğünün 2006/11 sayılı genelgesi hayvan nakil araçları,
hayvanların yüklenmesi ve boşaltılmasıyla ilgili bir içerik
taşımaktadır.
Ülkemizde Hayvan
Refahıyla ilgili var olan bu yasal boşluklar, Avrupa Birliği
müktesebatının üstlenilmesi çerçevesinde, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığımızca hazırlanmış olan Veteriner hizmetleri Kanunu
Tasarısı yasallaştığında önemli ölçüde aşılacaktır. Ayrıca bu
kanunun yasallaşması akabinde 2008 yılında Bakanlıkça,
hayvanların nakil sırasında korunması, çiftlik hayvanlarında
refah, hayvanların kesim ve öldürülmesi sırasında korunması
başlıkları altında ikincil mevzuatların oluşturulması programa
bağlanmıştır.
Anlaşıldığı üzere,
2008 yılı sonuna kadar yukarda sayılan yasal düzenlemeler
tamamlandığında, sektörün var olan bu yeni duruma hızla uyum
göstermesi gerekecektir. Hayvan Refahını temel alan hayvansal
üretim tarzına olasılıkla AB de yaşandığı gibi kademeli
geçilecektir. Nitekim sektör temsilcilerinden bu yönde talepler
gelmektedir. Hayvancılık sektörünün, çiftlik aşamasından
başlayıp, hayvanların mezbahalara sevkine ve oralarda
kesilmesine kadar AB’ ye uyum çerçevesinde çıkacak bu yeni
mevzuatlar çerçevesinde yeniden organize olması gerekecektir.
Yapılacak bu yeni düzenlemelerin tümü sektör için yeni harcama
kalemleri demektir. Avrupa Birliğinde hayvancılık sektörü uzun
yıllar ciddi destekler gördükten sonra, yeterli sermaye
birikimine sahip işletmelere kavuşmuştur, dolayısıyla bu gün
hayvan refahını temel alan hayvansal üretime geçişleri de kolay
olmuştur. Ülkemizde hayvancılık sektörünün hala tüm tarımsal
üretimin %20-25’ni gerçekleştirdiğini görüyoruz, hâlbuki bu
rakam AB ülkelerinde %50’lerin üzerindedir. Hayvancılık
sektörünün, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi tarımsal üretim
içerisindeki, hak ettiği yere gelmesi isteniyorsa, varolan
hayvancılık politikalarının hızla gözden geçirilerek, sektöre
yapılacak devlet desteklerinin ciddi olarak arttırılması
gerekmektedir. Zira ancak, bu durumda sektör önündeki
problemleri aşabilecek, halkımızda refah koşullarında
yetiştirilmiş çiftlik hayvanlarından üretilmiş ve her aşamasında
veteriner hekimlerce denetlenmiş sağlıklı gıdaları gönül
rahatlığı içerisinde tüketebilecektir.
*Bu yazı, AB
Veteriner Hekim Platformu çalışmaları kapsamında hazırlanmıştır.
|