|

GÜME
AVCILIĞI...
Açıklamada, Edirne'de
avcılıkta yaygın olarak kullanılan güme avının ise ancak sulak
alanlarda yapılabileceği, gümelerin de saz, kamış, diken, ot,
çuval gibi malzemelerden ya da üstü açık toprakta çukur şeklinde
olması halinde kullanılabileceği belirtildi. Bunun dışındaki
yapılarda özel mülkiyette dahi olsa avlanma yapılamayacağı
vurgulandı.
Bu arada, bağ ve bahçeleri ile ürünlerini, sürülerini, kendilerini
korumak durumunda olanların İl Tarım Müdürlüğünden Koruma Amaçlı
Av Tüfeği Taşıma Belgesi almak zorunda oldukları da bildirildi.
Açıklamada, sürek avlarında kullanılan nakil vasıtalarındaki baraj
limitinin, jandarma ve İl Tarım Müdürlüğünden alınacak belgeye
göre bir avcı için günlük limitin 2 katı olabileceği, avlaklarda
ise avcıların üzerinde ancak 1 günlük limit miktarını
bulundurabileceği belirtildi.
Açıklamada, MAK kitapçığı ile ava açık ve kapalı alanların
gösterildiği haritanın avlanma iznini alan avcılara ücretsiz
olarak verileceği de ifade edildi.
********************************************************************************************
YANLIŞ UYGULANAN HUKUK KURALLARI VE AVCILARIN DURUMU
Bu yazı dizisinin amacı, zor ve meşakkatli bir iş olan
avcılık sporuna gönül vermiş, ülkesini ve doğayı seven, yurdunun
doğal bitki ve hayvan varlığı ile, çevrenin korunmasına özen
gösteren, yasalara saygılı, avlanma sürelerine ve limitlerine uyan
gerçek avcılara, karşılaşacakları hukuki sorunlarla ilgili
konularda bilgi vermek ve aynı zamanda yasaları uygulamakla
görevli kolluk güçleri ile idareye ve yargı organlarına yardımcı
olmaktır.
Merkez Av Komisyonu Kararları’nda avlanılması yasak saha
olarak belirtilmediği halde, bazı ilçe kaymakamlıklarının, hatta
daha da ilerisi o yöre ilçe jandarma komutanlıklarının ya da o
bölgedeki arazilerin tümünü kendi av sahası ilan edip dışarıdan
avcıların gelmesini istemeyen yöre avcılar kulübünün; kendilerine
göre yasak av sahaları ilan edip, buralara giren avcıları jandarma
marifetiyle derdest edip karakollara götürmeleri, tartaklamaları
ve bir daha buralara gelmemeleri konusunda göz dağı vermeleri,
görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gibi, kişi
dokunulmazlığı ve özgürlüğünü kısıtlayarak, “Kanunun sarih olarak
suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez” ilkesine de
aykırı davranışlar oluşturur. Böyle keyfi uygulamalar, ceza
hukukunun temel normu olan “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin
de açık ihlali olup, sebep olanlar hakkında gerekli, idari ve
hukuki her türlü takibat yaptırılır. Kimsenin yanına kâr
bırakılmaz.
İşte bu tür hiç bir hukuki mesnedi olmayan keyfi
davranışlar ile Yargıtay’a kadar intikal etmiş, Kara Avcılığı
Kanunu’ndan kaynaklanan eylemlerle ilgili olarak yapmış olduğum
araştırmaya göre; yerel mahkemelere, avcılıkla ilgili en fazla
intikal eden konuların başında, avlanılması yasak saha ilan
edilmiş yerlerde avlanmak, yasaklanmış usullerle avlanmak ya da
yasak sürede avlanmak eylemleri gelmektedir. Bu konuda adli
mercilerce yapılan soruşturma ve koğuşturma sonucunda verilen
kararlarda da çoğunlukla; yetkili mercilerin emirlerine aykırılık
suçundan dolayı TCK.nun 526/1 maddesi gereğince mahkumiyet hükmü
verilmekte ve suça konu av tüfekleri ile av fişekleri de müsadere
edilmektedir. Yerel mahkemeler bu konuda öylesine doğru karar
verdikleri kanısındadırlar ki, temyiz sonucu bu karar yargıtayca
bozulmuş olmasına rağmen eski hükümlerinde direnebilmekte ve bu
nedenlede çoğu zaman adli mercilerce soruşturma ve koğuşturma
yapılması usul ve yasaya aykırı olan ve tamamen idari nitelikteki
para cezasını gerektiren bu davranışlar, Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’na kadar intikal etmekte ve aşağıda örneği verilecek olan
kararlar ortaya çıkmaktadır.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki; yasaklanmış yerlerde
ve yasaklanmış sürelerde avlanmak, mühre kurup çığırtkanla
avlanmak ve av hayvanlarını tahnit etmek gibi eylemlere TCK.nun
526. maddesi uygulanamaz. Bu eylemler 3167 sayılı Kara Avcılığı
Kanunu ile TCK.nun 526/1 maddesinde belirtilen emirlere aykırılık
suçlarını değil, idari para cezasını öngören Çevre Kanununun 20.
maddesine aykırı davranmak suçunu oluşturur. Bu itibarla, idari
nitelikteki bu suçlardan dolayı adli mercilerce yargılama yapılıp
hüküm kurulması hele de av tüfek ve fişeklerinin zoralımına karar
verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu tür uygulamalara örnek olarak, Eylül 1998 tarihli ve 9
sayılı Yargıtay Kararları Dergisi’nden seçtiğim Yargıtay Ceza
Genel Kurulu’nun 09.06.1998 tarih, 1998/2-150 esas ve 1998/211
sayılı kararını örnek olarak veriyorum.
T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu
E. 1998/2-150
K. 1998/211
T. 9.6.1998
MÜHRE KURUP ÇIĞIRTKANLA AVLANMA
EMİRLERE UYMAMA
Özet: Mühre kurup çığırtkan kullanarak avlanan sanıkların
eylemleri 3167 sayılı Kara Avcılığı Yasası ile TCY’nın 526/1.
maddesinde belirtilen emirlere aykırılık suçlarını değil yönetsel
para cezasını öngören Çevre Yasasının 20. maddesine aykırı
davranma suçunu oluşturur.
(765 s. TCK.m.526/1)
(3167 s.KAK.m.16)
(2872 s.Çevre K.m.20)
Yetkili mercii emirlerine aykırılık suçundan sanıklar
İsmail ve Ali’nin TCY.nın 526/1, 647 sayılı Yasanın 4, TCY.nın 72.
maddeleri uyarınca 450.000 lira hafif para cezasıyla
cezalandırılmalarına, suça konu av tüfekleri ile fişeklerin
zoralımına ilişkin (Çorlu Sulh Ceza Mahkemesi)’nce 11.06.1996 gün
ve 43/413 sayı ile verilen karar, sanıkların temyizi üzerine
dosyayı inceleyen Yargıtay İkinci Ceza Dairesi’nce 02.05.1997 gün
ve 5386/5956 sayı ile;
“Oluş ve kabule göre sanıkların yasaklanmış yerde
avlanmaktan ibaret eylemlerinin 3167 sayılı kanunun 4, 8 ve 24.
maddelerine uygun bulunduğu nazara alınmadan TCK.nun 526. maddesi
ile hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme 30.09.1997 gün ve 221/417 sayı ile;
“Sanıkların üzerine atılı suç 3167 sayılı Kara Avcılığı
Kanununun 16. maddesi gereğince Merkez Av Komisyonu kararına
uymamaktır.
Merkez Av Komisyonunun 18.05.1995 tarih ve 60 sayılı
kararının II. kısmının 7 nolu bölümünde yasak avlanma şekilleri
belirtilip yayınlanmıştır. Sanıklar buna rağmen güme kurmak ve
çığırtkan (mühre) kullanmak suretiyle avlanmışlardır.
Suçları yasak yerde avlanmak değil, yasak biçimde emirlere
karşı gelerek avlanmaktır.” gerekçesi ile önceki hükümde
direnmiştir.
Bu kararın da sanıklar vekili tarafından süresinde temyiz
edilmesi üzerine dosya; Yargıtay C. Başsavcılığının “Bozma”
isteyen 29.04.1998 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa
gönderilmekle Ceza Genel kurulunca okundu, gereği konuşulup
düşünüldü:
İncelenen dosyaya göre;
06.01.1996 tarihinde Şerefli Deresi mevkiinde güme kurmak
ve canlı mühre (çığırtkan) kullanmak suretiyle Merkez Av Komisyonu
kararlarına aykırı davrandıkları ileri sürülen sanıkların TCK.nun
526. maddesi ile cezalandırılmalarına karar verilen olayda Özel
Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluş ve sübutta bir uyuşmazlık
yoktur. Çözülecek sorun sanığın hangi yasa hükümlerine göre
cezalandırılması gerekeceğinin belirlenmesine ilişkindir.
TCK.nun üçüncü kitabının birinci babının Ammenin Nizamına
Müteallik Kabahatler faslında yer alan “Selahiyyettar Mercilerin
Emirlerine İtaatsizlik” başlıklı 526. maddesinin 1. fıkrasında;
“Yetkili makamlar tarafından adli işlemler dolayısıyla ya da kamu
güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesi
ile kanun ve nizamlara aykırı olmayarak verilen bir buyruğu
dinlemeyen veya bu yolda alınmış bir önleme uymayan kimse, eylem
ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde... cezalandırılır” hükmü yer
almaktadır.
Maddenin 1. fıkrasının açık hükmünden birçok konuyu
kapsayacak esnek bir düzenlemeye gidildiği; ancak konunun adli
işlemler, kamu güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması
ile sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.
TCK.nun 526. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması sadece
yetkili merciilerin emirlerine itaatsizlik halleri ile de sınırlı
değildir. Nitekim Yasa koyucu bazı konularda yaptığı yasal
düzenlemelerde suçun yaptırımını ayrıca belirlememiş, 5442 sayılı
İl İdare Kanunu 66. Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 301. maddeleri
örneğinde olduğu gibi TCK.nun 526. maddesine yollama yapmakla
yetinmiştir. Demek ki; TCK.nun 526/1. maddesinin uygulanabilmesi
için;
1- Verilen emir veya önlemin adli işlemler dolayısıyla ya
da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması ile
ilgili olması,
2- Eylemin ayrı bir suç oluşturmaması,
3- Başka bir yasa ile bu maddeye yollamada bulunulması
gerekmektedir.
3167 sayılı kara Avcılığı Kanununun 2. fasıl başlığı Av
Zamanı, Avlanma Yerleri ve Avlanma Vasıtaları şeklinde düzenlenmiş
ise de; 4. maddede avlanma zamanları, 8. maddede avlanma yerleri,
9. maddede ise yasak avlanma yöntemi olarak zehirle avlanmak
yasaklanmış, bu yasaklara aykırılıkların yaptırımları Yasanın 22,
24 ve 25. maddelerinde gösterilmiş olup, görüldüğü gibi güme
kurmak, canlı mühre (çığırtkan) kullanarak avlanmak hususunda
herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu açıklamalardan da
anlaşılacağı gibi somut olayda Kara Avcılığı Kanununun uygulanması
olanağının bulunmadığı; ayrıca belirtilen şekilde avlanmanın kamu
düzeni, kamu güveni ve genel sağlığın korunmasıyla bir ilgisinin
olmadığı, yasanın diğer maddelerinde de TCK.nun 526. maddesine
yollamada bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Devletimizce de onaylanıp kabul edilen ve
20.02.1984 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
“Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesinin” 4
nolu ek listesi ile mühre ve çığırtkan kullanılarak avlanmanın
yasaklanması, buna göre yasal ve idari önlemlerin alınması
öngörülmektedir.
Çevrenin ve dolayısıyla doğanın korunması amacıyla ilgili
uluslararası sözleşme ile koruma altına alınan (bitki-hayvan) ile
alanların korunması konusunda tedbirler almak görevi, 09.08.1991
tarihli Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Çevre Bakanlığı Çevre
Koruma Genel Müdürlüğüne verilmiş ve böylece avlanma metod ve
şekilleri husunuda önlem almak ve uygulamakla Çevre Bakanlığı
yükümlü tutulmuştur.
Ayrıca çevrenin korunması 2872 sayılı Çevre Kanunu ile
düzenlenmiş, 1. maddesinde Kanunun amacının “ülkenin bitki ve
hayvan varlığının korunması olduğu, 2/b maddesinde “Ekolojik
denge” teriminin insan ve diğer canlıların varlık ve gelişmelerini
sürdürebilmesi için gerekli şartların bütününü kapsadığı, 9.
maddesinde ekolojik dengenin bozulması ve tahribinin yasaklandığı,
20/b maddesinde ise 9. maddedeki eylemlere aykırılığın para
cezasını gerektirdiği belirtilmiş ve 24. maddede belirtilen para
cezasının idari nitelikte olduğu belirtilerek, eylem adli yargının
görev alanı dışına çıkarılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık
değerlendirildiğinde, sanıkların mühre kurup çığırtkan kullanarak
avlanmaktan ibaret eylemlerinin 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu
ile TCK.nun 526/1. maddesinde belirtilen emirlere aykırılık
suçlarını değil, idari para cezasını öngören Çevre Kanununun 20.
maddesine aykırı davranmak suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, idari nitelikteki bu suçtan dolayı adli
mercilerce soruşturma ve koğuşturma yapılması usul ve yasaya
aykırıdır. Yerel Mahkeme direnme hükmünün saptanan bu değişik
gerekçe ile bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün
yukarıda saptanan usule aykırılık nedeniyle ve değişik gerekçe ile
(BOZULMASINA), isteme uygun olarak, 09.06.1998 günü oybirliğiyle
karar verildi.
Görüldüğü gibi yalnızca bir idari para cezasını gerektiren
eylem, nice yargılama aşamalarından geçmiş ve yerel mahkemelerin
yanlış uyglamaları nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun
gündemine gelmiştir.
Yerel mahkemeler bu konuda yeterli araştırma yapmadan karar
verdikleri için hem zaman, hem de ekonomik güç kaybı meydana
gelmekte ve sonuçta da en büyük zararı her olayda hedef tahtası
seçilen avcılar görmektedirler.
Saygılarımla.
Av.İsmail Tanyeri
|