Büyükaltıağaç Köyü  MERİÇ-EDİRNE 

Anasayfa

İletişim

Bu bölümün tüm içeriğini hazırlayan, Çocuk Gelişimi ile ilgili Sitemizi paylaşan herkeze bu değerli bilgilerden faydalanma imkanı sağlayan Güzin POLAT (Pektaş)'a teşekkür ederiz.

Bu bölüm yeni kaynaklar ile sürekli güncellenip daha geniş bir bilgi bankası olacaktır.

Çocuklarda Yaş gruplarına göre sorumluluklar.

Oyun, zekayı geliştiriyor.

Mükemmel değil, “MUTLU” Anne Babalar olmak.

Çocuklarınızı Isırarak Sevmeyin.

Çocuk Eğitiminde Ödül ve Ceza nasıl olmalıdır.?  
Çocuk eğitiminde dikkat edilmesi gereken noktalar.
Çocuğunuzun Bitmek Bilmeyen İstekleri İle Nasıl Baş edersiniz.?

Çocuğunuzu Nasıl Eğitiyorsunuz.?

Çocuğunuza ÖZBAKIM becerilerini kazandırmanın en etkili yolları.

Çocuğuma yemek yedirirken sorun yaşıyorum.

Babanın Çocuk Gelişimi Üzerindeki Etkileri.
 

Yaş gruplarına göre sorumluluklar

 

İki ve Üç Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Oyuncakları toplamak ve onları yerlerine koymak,
  • Kitap ve dergileri gerekli yerlere koymak,
  • Peçete, tabak ve çatal kaşıkları sofraya koymak (ama istenen biçimde olmayabilir),
  • Bir şeyler yedikten sonra kendi kirli tabaklarını kaldırmak,
  • Kendisiyle ilgili bazı durumlarla ilgili seçme imkanının sunulması sonucunda karar verme yeteneğinin gelişmesi,
  • Sofranın toplanmasına yardımcı olmak,
  • Yardımla giyinmek ve soyunmak.

Dört Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Sofrayı kurmak,
  • Oyun oynadıktan sonra oyuncaklarını veya kendine ait eşyaları yerlerine kaldırmak,
  • Oyun oynarken nerede olacağını anne babasına söylemek,
  • Toz alma gibi basit ev işlerinde yardımcı olmak,
  • Bulaşık makinesinin doldurulmasına yardım etmek,
  • Alışveriş dönüşü malzemelerin yerleştirilmesine yardımcı olmak,
  • Alışveriş sırasında malzemelerin raflardan alınmasına yardımcı olmak,
  • Basit bazı yiyeceklerin hazırlanmasına yardım etmek.

Beş Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Sofrayı, her şeyi yerli yerine koyarak hazırlamak,
  • Yatakları düzeltmek ve odasını temizlemek,
  • Basit bir kahvaltıyı hazırlamak,
  • Yedikten sonra kirlilerini kendi başına kaldırmak,
  • Giyeceklerini önerileri dikkate alarak seçmek ve kendi başına giyinmek,
  • Kirli giyeceklerini sepete atmak,
  • Telefona gerektiği şekilde cevap vermek,
  • Ayakkabılarını bağlamayı öğrenmek,
  • Kendi kendine hazırlanmak (saçını tarama).

Altı Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Havaya, özel olay ve günlere göre giyeceklerini seçmek,
  • Çiçekleri sulamak,
  • Basit yiyecekleri (tost, yumurta, sosis vb.) bir büyüğün desteği ile pişirmek,

Yedi Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Balkon, kapının önünü süpürmek veya yıkamak,
  • Evdeki hayvanları beslemek, temizlik ve bakımlarını sağlamak,
  • Alışveriş malzemelerini arabadan eve taşımak, yerlerine yerleştirmek,
  • Sabahları çalar saatle kendi başına kalkmak,
  • Harçlıklarını bağımsızca idare etmek,
  • Kendi giysi alışverişinde anne babalara yardımcı olmak,
  • Derslerini yardımla yapmak.

Sekiz ve Dokuz Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Peçeteleri katlayıp masayı tam olarak hazırlamak,
  • Yardım almadan banyo yapabilmek,
  • Çekmece ve dolaplarını temiz ve düzenli tutmak,
  • Kimse söylemeden okul giysilerini değiştirmek,
  • Kimse söylemeden derslerini düzenli olarak yapmak,
  • Basit bazı tarifleri yemek tariflerini okuyup, yemek yapımında yardımcı olmak,
  • Kardeşleri varsa onlarla ilgilenmek (yemek yemesine, giyinmesine yardım etmek vb.),
  • Telefon mesajlarını alıp not etmek.

On Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Kendi yatak çarşaflarını değiştirmek,
  • Çamaşır makinesini çalıştırmak,
  • Yardım almadan bulaşık makinesini yerleştirmek ve çalıştırmak,
  • Kendi başına listelenmiş malzemeleri bakkal, çarşıdan almak,
  • Kendi randevularını (dişçi, antrenman gibi) takip etmek,
  • Doğum günü ya da özel günleri planlamak,
  • Basit yaralanmalarla başa çıkmak,
  • Kimse söylemeden belirli görevleri yerine getirmek,
  • Para biriktirip uzun vadede almak istediklerini planlamak.

On Bir ve On İki Yaş Çocuklarının Alabilecekleri Sorumluluklar

  • Evde tek başına kalmak,
  • Bağımsız olarak kendi ödev programını yürütmek,
  • Kendi başına ulaşım araçlarına binmek,
  • Toplu yerlerde (kütüphane, tiyatro vb.) gerektiği gibi davranmak,
  • Kendisine uygun hobileri bulmak ve sürdürmek,

SORUMLULUK KAZANDIRMADA ANNE BABAYA DÜŞEN GÖREVLER

  • Çocuğunuz sizinle işbirliği yapsa da yapmasa da koşulsuz sevgi ve onay gösterin. Çocuğunuz her ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın.
  • Çocuğunuzun size bağımlı olduğunu düşünüyorsanız koruyucu tutumunuzu değiştirin.
  • Sürekli sorumsuz davranan çocuklar anne babaları tarafından sorumlu davranmalarına izin verilmeyen çocuklardır.
  • Çocuğunuzun kendi davranışlarının sorumluluğunu almasına ve iyi gitmeyen davranışlarını değiştirmesine fırsat verin.
  • Çocuğunuzun yaşına uygun sorumluluklar listesi hazırlayın. Sorumluluğunu üstlenmek istediği işleri bu listeden seçmesine fırsat verin ve onun doğru kararlar verebileceğine olan güveninizi koruyun. Bu listeden seçim yapması konusunda onu zorlarsanız ya da yapacağı işleri siz seçerseniz sorumluluk duygusunu geliştirmeniz zorlaşır.
  • Ev ile ilgili sorumlulukları çocuklarınız arasında paylaştırırken adil olun. Bunun en iyi yolu işlerin sırayla yapılmasıdır.
  • Çocuğun kırıp dökmesinin ve yaşadığı olumsuz deneyimlerin öğrenmenin gerekli şartı olduğunu unutmayın
  • Çocuğunuzun yaptığı yanlış seçimlerin (hayatını tehlikeye atmadıkça) sonuçlarını yaşamasına izin verin ki onlardan bazı dersler çıkarabilsin.
  • Çocuğunuza yardım edeyim derken, onun sorumluluğunun gelişmesini engelleyebileceğinizi unutmayın. Eğer işin nasıl yapılabileceğini bilmiyorsa ona işin nasıl yapılacağını gösterin.
  • Çocuğunuza uygun model oluşturun. Çünkü sorumluluk kazandırmak istediğiniz halde sizin sorumluluklarınızı yerine getirmemeniz onu olumsuz etkileyecektir. İşe yaramayan davranış, inanç ve tutumlarınızı değiştirmeye istekli olun
  • Çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmediği zaman ne gibi ceza veya yaptırımlarla karşılaşabileceğini söylemek yerine işini bitirdiğinde onu manevi yönden destekleyerek (aferin, çok güzel oldu, teşekkür ederim gibi) güven duygusunun ve sorumluluk bilincinin gelişmesini sağlayın.

Çocuğunuzdan hiçbir zaman sizin kadar sorumlu olmasını beklemeyin!

KAYNAKLAR:

MACKENZİE R.J. (2000), Çocuğunuza Sınır Koyma, HYB Yayıncılık, Ankara

SELÇUK Z., GÜNER N. (2000) Sınıf İçi Rehberlik Uygulamaları, Pegem Yayıncılık, Ankara

YAVUZER H. (1996) Çocuk Eğitimi El Kitabı, Remzi Kitabevi, İstanbul

BLUESTEİN J. (2000) Ana Babaların Yapması ve Yapmaması Gerekenler, HYB Yayıncılık, Ankara

*****************************************************************************

Oyun, zekayı geliştiriyor
 
 Çocukların sağlıklı gelişimi için sevgi ne kadar gerekliyse oyun ve
 oyuncaklar da o kadar gerekli. Oyun, çocuğun bedensel, duygusal, sosyal,
 zihinsel ve dil gelişiminde önemli rol oynar, hayal gücünü geliştirir.
 
 
 Sosyal hizmet uzmanı Hicran Karadoğan Kınık, 0-6 yaş grubu çocukların
 gelişiminde oyun ve oyuncakların önemine dikkat çekerek, çocuk için yaşamı
 öğrenme aracı olan oyunun büyük öneme sahip olduğuna işaret etti. Oyun
 oynarken çocukların mutlu olduğunu, çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi
 için beslenme, sevgi, bakım ne kadar gerekli ise oyun ve oyuncakların da o
 kadar gerekli olduğunu, oyunun çocuğun bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel
 ve dil gelişiminde önemli rol oynadığını belirten Hicran Karadoğan Kınık,
 oyun oynamanın çocuğun gelişimindeki etkileri hakkında da bilgi verdi.
 
 Oyun yoluyla çocukların düşünmeyi ve kendi başına karar vermeyi, sorumluluk
 almayı, işbirliği yapmayı ve paylaşmayı öğrendiğini, hayal gücünü,
 becerilerini geliştirdiğini, dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini
 organize etmeyi öğrendiğini ifade eden Kınık, "Çocuk oyun oynayarak kendini
 tanır. En güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan, saldırganlık dürtüsünü
 boşaltma olanağı bulur. Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa
 vurma imkanını elde eder ve başka nesneler ya da insanlarla ilişkilerini
 inceler. Oyun, kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir. Çevresini
 araştırma, objeleri tanıma ve problem çözme imkanı sağlar. Kendisini ifade
 etmeyi, sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir, yeni sözcükler
 kazanır. Çocuk toplu yaşam için gerekli olan kuralları öğrenir" dedi.
 
 Anne-baba çocukla birlikte oyun oynarken karşılıklı gülümseyerek ve mümkün
 olduğunca göz göze gelerek, neşeli bir atmosfer oluşturmaya çalışmalıdır.
 Ayrıca bebeğin el ve ayak parmaklarıyla oynayarak, vücudundaki organlara
 dokunarak ismini söylemesi de gerekir. Çocuğun, aynada kendini ve
 anne-babayı görmesi sağlanmalı. Anne-baba çocuğun farklı şekiller, renkler
 görmesini ve sesler duymasına yardımcı olmalı. Eşyalara dokunmasına fırsat
 verip, anlayabilmesi için zaman bırakıp ve daha sonra da tanıyabilmesi için
 ne olduğunu tekrarlamalı. Bebeğin elinde tutması için, mandal, plastik
 bardak, kaşık, çıngırak gibi değişik şekillerde eşya ve oyuncaklar vererek,
 ellerini bol bol kullanmasını sağlamalı. Yumuşak ses tonuyla konuşup, nazik
 hareketlerle yaklaşıp, şarkılar söylenmeli. Çocukla birlikte resimlere,
 kitaplara bakıp, kitap okuyup, müzik dinletip, el çırptırırsa çocuk için en
 iyi oyun ortamını oluşturmuş olur. Oyun oynarken geçen zamanın mutlu, neşeli
 ve öğretici olmasına yardımcı olur. Oyun düşünceler, duygular ve ilişkiler
 içinde, beceri ve kontrol kazanmanın önemli yoludur. Oyuncak ise çocuğun beş
 duyusu ve duygularını uyaran, değerlendirme ve uygulama yetilerini
 geliştiren, hayal gücünü zenginleştiren, bedensel ve sosyal gelişimini
 hızlandıran oyun aracıdır.
  
 Yaş gruplarına göre oyuncaklar
 Çocuğun yaş, ilgi ve gereksinmelerine göre oyun ve oyuncak tercihlerinin de
 değişir.
 
 0-6 aylık dönemde:
 İlk 6 ayında çocuk ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır. Bu dönemde
 görsel ve işitsel duyulara yönelen hareketli oyuncaklar çocuğun dikkatini
 çeker ve neşelendirir. Çocuk yeni ve ilginç olan her şeye bakmak, dokunmak,
 seyretmek ister. Bu çocuğun öğrenme yoludur. Yatağının üzerine asılabilen,
 sallanınca ses çıkaran, canlı renkleri olan objeler ve rahatça tutulabilen
 çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Bu aylarda yine müzik
 kutuları, renkli halkalar, kumaştan ve plastikten kucaklanacak bebekler
 tercih edilebilir. 4. ayından sonra çeşitli boylarda toplar, tutmalı
 çıngıraklar, bez bebekler, lastik ve plastik sıkmalı oyuncaklar, diş
 kaşıyıcı halkalar, iç içe geçen kutular seçilebilir ve radyo-teyp
 dinletilebilir.
 
 7-12 aylık dönemde:
 Oturmaya başladığı 7. aylarından itibaren çocuk uzanabildiği her şeyi
 yakalamaya, yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok
 hoşlandıkları; bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar,
 avuçlayabildiği plastik küpler, kemirebildiği kauçuk nesneler, hırpalandığı
 zaman bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Tutunarak da olsa ayağa
 kalkabildiğinde eline geçen her şeyi yere atmaktan zevk aldığından,
 zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar ilgi odağıdır. Boy boy renkli
 toplar, iç içe geçebilen kutular, renkli makaralar, bebekler, kitaplar,
 renkli büyük resimler bu dönemin oyuncakları arasında yer alır. Ayrıca 7.
 ayından itibaren oynanmaya başlanan, annenin tekrar kendine geri döneceğini
 öğrenmesini sağlayan "cee e" oyunu çocuğun anneden ayrılma kaygısını kontrol
 etmesine yarar. Annenin her gözden kayboluşunda duyulan gerginlik, anne
 görüldükten sonra gerginlikten, memnuniyete dönüşür. 10-12. aylarında tef,
 davul, kapaklı kutular, düdük, kitaplar, resimler, kalın kalemler, bahçe ve
 kum oyuncakları, banyo oyuncakları, balonlar, toplar, itilen ya da çekilen
 tekerlekli oyuncaklar telefon çevirme gibi etkinlik setleri tercih
 edilebilir. Bu dönemde oynanılabilecek kum ve su, çocuğun dokunma hissinin
 gelişimini sağlar ve çocuğa büyük haz verir. Deneyim ve keşif olanakları
 sağlayan kum ve su sayesinde utangaç çocuk uyarılır, saldırgan çocuk
 sakinleşir.
 
 13-18 aylık dönemde:
 Bu aylarda itmeli, çekmeli ses çıkaran oyuncaklar, üstüne ve içine
 oturulabilecek büyüklükte tahta veya plastik büyük hayvan türü oyuncaklar,
 boş tahta ve mukavva kutuları, küçük sandık, sepet ve tabureler ayrıca
 oyuncak süpürge, faraş ve bezler, öykü kasetleri, çocuk şiir ve resim
 kitapları tercih edilebilir.
 
 19-24 aylık dönemde:
 Bu aylarında çocuk, bütünü parçalara ayırmaktan, kutuyu doldurup
 boşaltmaktan, kule ve köprü yapmaktan büyük zevk alır. Bu dönemde çocuğun
 ilgisini çeken oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı büyüklükteki
 plastik parçalar, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır.
 Bu dönemin sonuna doğru çocuk, tahta parçasını arabaymış gibi hareket
 ettirebilir. Bazı hareketleriyle anne-babayı taklit edebilir. Bu dönemde
 minyatür marangoz oyuncakları (tahta çekiç ve çiviler), mutfak setleri gözde
 oyuncaklardır. Ayrıca bu dönemde yine tahta, bez veya plastik hayvanlar,
 evde ve sokakta kurulan salıncaklar, kova, kürek, çocuk şiir kasetleri ve
 kitapları tercih edilebilir.
 
 25-30 aylık dönemde:
 Bu dönemde çocuk, hayal gücüne dayanan oyunlardan hoşlanır. Oyuncaklarıyla
 konuşur, onlara kızıp bağırabilir. Bedensel olarak gelişmiş olduğundan
 rahatlıkla takla atar, topa tekme atar, çok aktif olduğundan yeni oyunlar
 yaratır ve bu oyunları uygular. Evcilik, bakkalcılık, postacılık ve
 doktorculuk oyunlarında çeşitli kıyafetlere girip, canlandırmayı sever. Bu
 dönemde çocuğun oyun malzemeleri; sorun çözmeyi, yaratıcılığı ve
 duygularının arıtılmasını, yansıtılmasını destekleyici oyun hamuru, kil ve
 inşa blokları gibi "yapılandırılmamış" oyun araçlarından oluşabilir. Bu
 dönemde çocuğun oynaması için; parmak boyası, keskin olmayan makaslar ve
 kağıtlar, renkli çıkartmalar, öykü ve masal kitapları, teyp ve çocuk şarkı
 kasetleri, bebek, bebek arabaları gibi itmeli ve çekmeli tekerlekli araçlar,
 üç tekerlekli bisiklet, basit bilmeceler ve tahmin oyunları (hayvanları,
 ağaçları, çiçekleri bilmesi gibi), küçük süpürge, faraş, küçük tencere,
 tabak, fincan gibi ev işi araçları, tahtadan veya plastikten çekiç,
 kerpeten, tornavida gibi araçlar, hayvanat bahçesi gezileri veya yakın çevre
 gezileri, su, kum, kil gibi doğal oyun malzemeleri çocuğun dokunma
 duygusunun gelişimine, deneyim ve keşif olanaklarının sağlanmasına, utangaç
 çocuğun uyarılmasına, saldırgan çocuğun sakinleşmesine ve çocuğun dikkatini
 bir konu üzerinde toplamasına yardımcı olduğu için tercih edilebilir.
 
 49-60 aylık dönemde:
 Bu dönemde çocuk, grup oyunlarına ilgi duyar. Yavaş yavaş çevresini tanımaya
 başlar, yaşıtlarıyla arkadaşlık kurar. Oynadıkları oyunların kurallarına
 saygılı olmayı öğrenir. Bu dönemde çocuğun oynaması için; kesme-yapıştırma,
 çizim yapma, resim boyama ve öykü, masal kitapları, şekil verebileceği, el
 becerisini geliştirmenin yanında hayallerini gerçekleştirebileceği oyun
 hamuru, kum, kil, su gibi malzemeler, 3 tekerlekli bisiklet, tekerlekli
 patenler, ip atlama, seksek, bilye, körebe, saklambaç, çember çevirme gibi
 oyunlar, oyun parkları ve doğa gezintileri önerilebilir.
  
 Oyuncak satın alırken dikkat edilmesi gerekenler...
 Çocuğun gelişimine uygun oyuncaklar seçilmelidir. Oyuncağın tüyleri çocuğun
 ağzına, burnuna kaçmamalıdır. Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı, zehirli
 maddeler içermemelidir. Yıkanabilir, dayanıklı, sağlam olmalıdır. Yutulacak
 ve kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı kadar küçük parçaları olmamalıdır.
 Sivri uçları, kesici kenarları, parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri ve
 gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalıdır. Çocuğun bedenine uygun
 büyüklükte ve ağırlıkta olmalıdır. Oyuncaklar düzenli olarak gözden
 geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar tehlikeli olabilecekse atılmalıdır.
 Bozuk para, kibrit, çakmak, sigara gibi malzemeler çocuğa zarar
 verebileceğinden oynaması için verilmemelidir. Oyuncakların oyun değeri
 olmalı, bedensel, zihinsel, sosyal ve dil gelişim alanlarının tümünü birden
 destekleyebilecek zengin uyarıcıları içermeli, çok fonksiyonlu olmalıdır.
*****************************************************************************

MÜKEMMEL” DEĞİL, “MUTLU” ANNE BABALAR OLMAK…
Aile, bir çocuğun sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için gerekli birincil ortamdır. Ancak aile ortamının sağlıklı olabilmesi ailede yaşanılanlara bağlıdır. Aile içinde yaşanılan her şey, yani çocuğun aile içinde yaşadıkları çocuğun davranışlarını, duygularını ve tutumlarını belirler.
Bu yazıda da aile içi yaşantının çocuk üzerindeki etkilerine, aile içi etkileşim ve iletişimde dikkat edilmesi gereken noktalara değinilecektir.
ÇOCUK, AİLESİNİN AYNASIDIR…
Eğer aile içinde çocuğun;
• söyledikleri dinlenmiyorsa,
ve çocuk;
• bir “birey” olarak görülmüyorsa,
• şiddete maruz kalıyorsa,
• sürekli tehdit ediliyor, korkutuluyorsa,
• ayıplanıyor, eleştiriliyorsa,
çocuk tüm bu yaşadıklarını kendi davranışları yoluyla toplum içinde yansıtabilir. Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk, başkalarının sözlerini dinlemeyebilir, karşısındaki insanların haklarına saygı göstermeyebilir, kişilerarası ilişkilerinde sağlıklı ve düzgün iletişim kuramayabilir.
Çocuğun aile ortamında gördükleri, yaşadıkları onun kişiliğinin belirlenmesindeki en önemli unsurlardan biridir. Dolayısıyla, çocuğun sağlıklı kişilik gelişimi sağlıklı aile içi etkileşim ve iletişime dayanmaktadır.

DİNLEMEK
Dinleme, kişilerarası ilişkinin, iletişimin başlaması ve sürdürülmesi için önemli bir unsurdur. Gün içinde ne kadar çok kişiyi dinlediğimizi, anlamaya çalıştığımızı bir düşünün! Ve bizim de bir şeyler anlatmaya çalıştığımızı! Peki ne kadarını gerçekten dinliyoruz ve söylediklerimizin ne kadarını karşımızdaki kişiler dinliyor?
Dinlemenin değişik türleri vardır. Bazen bir şeyler anlatmaya çalıştığımızda karşımızdakinin bize baktığını, ama bizi dinlemediğini fark ederiz veya biz bir şeyler anlatmaya çalıştığımızda karşımızdaki kişinin elindeki işi bırakıp bizi dinlemediğini, hatta “sen anlat ben seni dinliyorum” dediği durumlarla hepimiz karşılaşmışızdır. Peki bu tür durumlarda neler hissederiz? “Adam” yerine konulmadığımızı, bize önem, değer verilmediğini…vb. düşünceler içine girebilir, üzülebilir veya öfkelenebiliriz.
ÖRNEK:
Bir gün Ayşe okuldan eve gelir ve okulda yaşadığı çok önemli bir olayı annesine anlatmak ister. Annesi ise akşam gelecek olan çok önemli misafirleri için hazırlık yapmaktadır. Ayşe'nin okulda yaşadıkları da Ayşe için oldukça önemlidir ve annesiyle paylaşmaya can atıyordur. Aralarında şöyle bir diyalog geçer:
Ayşe: Anne, bugün okulda ne oldu biliyor musun?
Anne (Ayşe'ye bakmadan): Ne oldu?
Ayşe: En yakın arkadaşım Fatma'yla tartıştık…Anne, sen beni dinlemiyorsun!
Anne (o sırada çekmecede bir şeyler arıyor): Her bir kelimesini dinliyorum.
Ayşe: Hayır, dinlemiyorsun.
Anne: Ben hem seni dinleyebilir hem da hazırlıklarımı yapabilirim. Devam et, dinliyorum.
Ayşe: Aman, boş ver!
Örnekte yarım yamalak dinleyen bir anne ve başından geçen önemli bir olayı annesiyle paylaşmaya çalışan bir çocuk var. Elbette ki yarım yamalak dinleyen birine bir şeyler anlatmak çok zordur.
BUNUN YERİNE; BÜTÜN DİKKATİNİZİ VEREREK DİNLEMEK gerekmektedir. Bütün dikkatini vererek dinleyen bir anne babaya çocuğun derdini anlatması çok daha kolaydır. Çocuğunuzu bu şekilde dinlediğinizde eğer çözümlenmesi gereken bir sorun varsa, çoğu zaman sizin bir şey söylemenize gerek kalmaz. Çünkü, çoğu zaman, çocuğunuzun tek ihtiyacı birilerinin susup onu anlayışlı bir şekilde dinlemesidir.

NASİHAT VERMEMEK
Anne babalarımız bizlere nasihat verirken kendimizi nasıl hissederdik ve neler düşünürdük bir düşünelim. Beceriksiz? Bir işin üstesinden gelemeyen? Anne babamızın bize güvenmediği?.... ve bunun gibi birçok olumsuz duygu ve düşünce.

ÖRNEK:
Ali okuldan eve gelir ve annesiyle aralarında şöyle bir diyalog geçer:
Ali: Biri yeni kırmızı kalemimi çaldı.
Anne: Kaybetmediğinden emin misin?
Ali: Kaybetmedim. Bahçeye çıktığımda sıranın üstündeydi.
Anne: Tabi, eşyalarını ortalıkta bırakırsan öyle olur. Daha önce de senin eşyaların alındı. Bu ilk olmuyor. Sana hep “kıymetli eşyalarını sıranın içinde sakla” diyorum. Bunlar neden oluyor biliyor musun? Sen hiçbir zaman beni dinlemiyorsun.
Ali: Aman! Beni yalnız bırak!
Anne: Saygısızlık etme!
Örnekte nasihat eden bir anne ve başından geçenleri annesine anlatan, ama, annesi sürekli nasihat ettiği için yaşadıklarından ders alamayan bir çocuk var. Birileri kendisini sorgularken, suçlarken veya nasihat ederken, çocuğun doğru ve yapıcı bir şekilde düşünmesi zordur.

BUNUN YERİNE; DİNLEDİĞİNİZİ BELİRTEN BİRŞEYLER SÖYLEMEK gerekmektedir. çocuğunuzu dinlerken “Hm…Ya… Öyle mi?” gibi basit sözler söyleyerek, şefkatli bir tutum sergilediğinizde, çocuğunuzu kendi düşünce ve duygularını araştırmaya teşvik edersiziniz ve büyük ihtimalle de çocuğunuz çareyi kendi kendine bulur.

DUYGULAR
Çocukların da yetişkinler gibi yaşadıkları olaylarda karşısında olumsuz duygular yaşadıkları unutulmamalıdır. Yetişkinlere küçük ve önemsiz görünen çoğu olay veya durum çocuklar üzerinde yetişkinlere göre daha farklı izler bırakabilir.

ÖRNEK:
Fatma: Benim küçük kedim ölmüş. Daha bu sabah yaşıyordu.
Anne: Bu kadar üzülme şekerim.
(Fatma ağlamaya başlar).
Anne: Ağlama, o sadece küçük bir kedi yavrusuydu.
(Fatma daha şiddetli bir şekilde ağlamaya devam eder.)
Anne: Yeter artık ağlama! Sana başka bir kedi yavrusu alacağım.
Fatma: Ben başkasını istemiyorum!
Anne: Ama artık saçmalamaya başladın.
Örnekte çocuğunu olumsuz bir duygudan (üzüntü) kurtarmaya zorlayan, bu duygusunu görmezden gelen bir anne ve kedisi öldüğü için gerçekten olumsuz duygular yaşayan ve yaşadığı bu duyguyla nasıl baş edeceğini bilemeyen bir çocuk var. Ne kadar tatlılıkla olursa olsun, çocuğunuzu olumsuz bir duygudan kendini kurtarmaya zorladığınızda, çocuğunuz kendini daha da kötü hissedecektir.
BUNUN YERİNE; ÇOCUĞUN YAŞADIĞI DUYGUYA BİR İSİM VERMEK gerekmektedir.
Fatma: Benim küçük kedim ölmüş. Daha bu sabah yaşıyordu.
Anne: Vah zavallı. Ne kadar kötü oldu senin için.
Fatma: O benim en iyi arkadaşımdı.
Anne: Bir arkadaşı kaybetmek insanı çok üzer.
Fatma: Ben ona oyunlar öğretmiştim.
Anne: Siz ikiniz beraber çok güzel eğleniyordunuz.
Fatma: Onu hergün besliyordum.
Anne: Evet, ona gerçekten iyi bakıyordun.
Bu örnekte de çocuğunun duygularını ve düşüncelerini ifade eden bir anne var.

Genellikle, anne babalar bu örnekteki gibi cevapların çocukları daha çok üzeceğini düşünürler. Oysaki tam tersi olur. Yaşadığı tecrübenin ne olduğu kelimelerle ifade edildiği zaman çocuk epeyce rahatlar. Çünkü birileri onun neler hissettiğini, neler düşündüğünü anlamaktadır.
BEN DİLİ KULLAMAK
Ben ifadesi kişinin duygu ve düşüncelerini içtenlikle ifade etmesidir. Kişiler arası iletişimde ben dilinin veya ben ifadesinin kullanılması oldukça önemlidir. Çünkü ben dili kişinin o anda yaşadığı duruma kişisel tepkisini açıklayan bir ifade biçimidir. Ben dilini kullanmak;
• Duygu ve düşüncelerinizi anında ilettiğiniz için sizi rahatlatır.
Örnek; neden böyle davranıyorsun? YERİNE; Bu davranışına çok üzüldüm.
• Kızgınlık ve öfke duygularının birikmesini önler.
Örnek; pasaklı, odanı ne hale getirmişsin? YERİNE; Odanı dağınık bırakmana kızıyorum.
• Çocuk mantıkla konuştuğumuzu anlamayabilir, ama, açıklayıcı bir ben mesajını anlayabilir.
Örnek; kardeşler kavga etmemelidir. YERİNE; Kavga ettiğinizde üzülüyorum ve başım ağrıyor.
EGO GELİŞTİRİCİ DİL İLE BİRLİKTE DÜŞÜNCE, DUYGU VE İSTEK BELİRTEN İFADELERİ BİRARADA KULLANMAK
Zaman zaman çocuklarımızın olumsuz yönlerini tanımlamak için çeşitli sıfatlar kullanırız. Sakar, yaramaz, tembel, pasaklı, …gibi. Peki bu ve buna benzer ifadelerin çocuklar üzerindeki etkileri neler olabilir? Neler düşünebilirler? Suçlandıklarını, sürekli eleştirildiklerini düşünebilir ve tüm bu düşüncelere bağlı olarak kendini değersiz ve önemsiz hissetme, kızgınlık, üzüntü gibi duygular yaşayabilirler. Tüm bu düşünce ve duygular çocuğunuzun kişiliğinde bizlerin belki de tahmin bile edemeyeceği izler bırakabilir. Bu nedenle çocuğunuzla olumsuz bir deneyim yaşadığınızda onun kişiliğini, benliğini (egosunu) zedeleyeceği sıfatlar kullanmak yerine benliğini geliştirecek ifadeler kullanmaya özen göstermeliyiz.
Bununla birlikte, yaşadığınız deneyime ilişkin düşüncelerinizi, duygularınızı ve isteğinizi belirttiğinizde çocuğunuz sizin vermeye çalıştığınız mesajı daha rahat anlayabilecek ve davranışını değiştirebilecektir.

ÖRNEK:
Ebru sürekli olarak odasını dağınık bir şekilde bırakmaktadır. Annesiyle aralarında geçen şu diyoloğa bir göz atalım;
Anne: Sen ne dağınık bir çocuksun, sürekli odanı dağınık bırakıp gidiyorsun, her şeyini arkandan mı toplayacağım, yeter artık bıktım.
Ebru: Aman anne, sen de hep böylesin, bırak, ben bu dağınıklık içinde aradığımı buluyorum. Sana ne, benim odam.
Anne: Hem dağınık, hem de terbiyesizsin. Anneyle böyle konuşulur mu?
Ve aralarındaki bu diyalog, anne ve çocuğun sürekli olarak birbirlerini suçlamaları şeklinde devam eder, birbirlerine olan kızgınlıkları artar.
Oysa bu diyalogda olumsuz, benliği zedeleyici ifadeler yerine olumlu, benliği geliştirici ifadeler olsa, olumsuz duygular da yaşanmayabilir!
Anne: Seninle odan hakkında konuşmak istiyorum.
Ebru: Ne olmuş odama?
Anne: Sanırım odanı düzenli tutmakta güçlük çekiyorsun .
Ebru: Eeee ne olmuş?
Anne: Düzenli olması için yapılabilecekleri konuşabiliriz. Senin odanın düzenli olmamasından rahatsızlık duyuyorum. Bu nedenle evden çıkmadan önce odanı toplamanı istiyorum.
Ebru: Hımm. Biraz daha dikkatli olmaya çalışırım.
Ve, anne ve çocuğun arasında herhangi bir olumsuz duygu yaşanmadan bu konu kapanabilir.

Sonuç olarak çocuğunuzla iletişime geçtiğinizde anahtar olabilecek birtakım iletişim yöntemlerini kullanmak ilişkilerinizi düzenlemenizde, sağlıklı ilişkiler kurabilmenizde yardımcı olabilir.
Özetle, çocuğunuzla konuşurken;
• göz seviyesinde onu aktif olarak dinlemek,
• düşüncelerine ve tüm yaşadığı duygulara saygı göstermek,
• nasihat vermemek, bunun yerine doğru yolu ona buldurmaya çalışmak,
• benliğini zedeleyici ifadeler yerine, onun benliğini geliştirici ifadeler kullanmak,
• kendi düşünce, duygu ve isteklerinizi açık bir şekilde ifade etmek, çocuğunuzun da ifade etmesine fırsat vermek
aranızdaki iletişimi kuvvetlendirecektir.

* Bu yazı “Çocuk Eğitimi El Kitabı (Yazar:Haluk YAVUZER)” ve “Anne Eğitim Programı Kılavuzu (Yazarlar: Çiğdem Kağıtçıbaşı ve ark.)” adlı kitaplardan yararlanılarak hazırlanmıştır.

* Arş.Gör.Z.Şebnem KURT

*****************************************************************************

Çocuklarınızı Isırarak Sevmeyin

Minik çocuklar sevimli hareketleriyle çoğu zaman yetişkinlerin kanını kaynatır. Bir çok insan ise sevgisini ifade etmek için genelde ya bebekleri ısırarak ya da sıkarak severler. Bu yaklaşım çocuğun dünyasında ise zamanla kendini ifade etmek için kullandığı bir davranışa dönüşmektedir. Örnek olarak; Oral dönem dediğimiz özelikle diş çıkarmaya başladığı zamandan itabaren çocuk nesneleri ağzıyla ısırarak tanımaya başlar. İlk etapta size sevimli ve komik gelen bu davranışlar, uygun bir yaklaşım sergilenmezse, ilerleyen dönemlerde çocuğun her fırsatta annesini, bakıcısını, eve gelen misafirleri ,kreşe gidiyorsa kreşteki arkadaşlarını, ısırması ile sevimsizleşir. Özellikle kreşe giden çocuklarda velilerin şikayete gelmesi, ısıran çocuğun gruptan uzaklaştırılması gibi sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Isıran çocuğa karşı yaklaşım nasıl olmalıdır? · Çocuk gücünü ortaya koyan şeyleri yapıp denemek ister ve çocukta dişlerin çıkmaya başlamasıyla ısırma genellikle görülen bir durumdur. Önemli olan çocuğun bu tepkileri karşısında yetişkinlerin tutumudur. Eğer çocuklar ısırarak, çevrelerinden almayı bekledikleri cevabı alıyorlarsa (ilgi gibi), çocuğun yanlış davranışları ebeveynleri ya da çevrelerindeki yetişkinler tarafından pekiştirilmiş olur. Burada yapılması gereken çocuklar doğru ve istenen davranışları uyguladıklarında, bunun farkında olmak ve pozitif pekiştireçler kullanarak (sevgi sözleri, sarılıp öpme, alkışlama gibi) çocukların ilgi ihtiyaçlarını meşru yollardan doyurmaktır. Böylece çocuk ilgi görmek için ısırmaya ihtiyaç duymayacaktır. Örnek olarak çocuğu arkadaşlarıyla ısırmadan ve kavga etmeden geçirdiği oyunları için memnuniyetimizi belirten ifadelerle sarılıp okşamak işimizi kolaylaştırır. Çocuğunuzla yaşayacağınız her türlü problemin çözümü için püf nokta ;çocuğun ilgi ihtiyacını karşılamak, davranışlarımızda kararlı ve tutarlı olmaktır. · Kimi yetişkinler sevginin dozunu kaçırarak bebeklerin yanaklarını, kolunu ve bacağını ısırarak sevmektedirler. Bu durum çocuğun hem ısırma isteğini tetiklemektedir hem de bebeklerin mikrop kapma riskini arttırmaktadır. Yetişkinler çocuklara sevgilerini gösterirken peygamberi bir edeble onları örselemeden sevgilerini göstermelidir. · Çocukların ısırmaları bize komik gelebiliyor. Kimi zaman bizde onları ısırıyor ve gülüyoruz. Çocuğunuz ısırdığı zaman gülmeyin ve karşılık vermeyin. Çünkü belli bir davranış ödüllendirildiğinde, bireyin o davranışı gelecekte tekrarlama ihtimali artacaktır. Çocuğun ısırdığı durumlarda kalıp bir cümleyi tekrar ederek bu davranışını benimsemediğinizi jest ve mimiklerinizle de destekleyerek "Isırma" "Isırmak yok" "Isırmanı istemiyorum" gibi cümlelerle kararlı bir şekilde söyleyin. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; çocuğa doğru davranışın ne olduğunu anlatmak ve bir şey istediğinde arkadaşına vurmak, ısırmak yerine size veya bakıcısına gelip söylemesini tembih etmektir. Bunu uygulamalı olarak çocuğunuzla oyun şeklinde yapabilirsiniz. Eğer çocuğunuz bunu anlayacak seviyede değilse (örnek olarak 11 aylık bebek ise) ısırdığı durumlarda eline oyuncak vererek dikkatini başka bir yöne çekebilirsiniz. NOT: Christine Brunet in "1-7 yaş çocuğun eğitimi" kitabından yararlanılmıştır.

******************************************************************************
 

Çocuk Eğitiminde Ödül ve Ceza nasıl olmalıdır?
 
 Çocuk Eğitiminde Ödül ve Ceza
 
 Çocukların zamanında müdahale edilmeyen hataları devam edebilir veya şekil
 değiştirebilir. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması,
 çocuğu olumsuz etkiler.
 
 Anne baba elbette sadece çocuğun olumsuz davranışlarını cezalandırmamalı,
 bunun yanısıra başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken
 tavırlarını ödüllendirmeyi de bilmelidir.
 
 Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata iyi şekilde
 hazırlamak bütün anne babaların temel hedeflerindendir. Anne babanın her
 davranışının, yorumunun çocuk üzerinde etkisi vardır. Anne-baba ve çocuk
 arasındaki etkileşim devam eden bir süreçtir. Bu etkileşimin kalitesi
 çocuğun bütün hayatını etkileyebilir.
 
 Çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı
 zaman anne babaların tepkisiz kalması, o yanlışın devam etmesine yol açar.
 Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması veya tutarsız bir
 şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı artırır ve yeni davranış
 sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlar. O nedenle bebekken bile anne
 babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Çocuğun kişilik
 gelişiminde , sosyal gelişiminde ciddi etkiler bırakır. Genelde çocukların
 yaşları ve hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları şu aşamalarda
 yapılmalıdır:
 
 Cezalandırma nasıl olmalı?
 
 1. Uyarılmalı: Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak
 şekildeyse, anne-baba uyarmakla yetinmelidir. Uyarının da bir cezalandırma
 olduğu unutulmamalıdır. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde
 de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı
 tepkisinin iletilmesidir.
 
 2. Konuşulmalı: Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ya da tekrarlayan bir
 hataysa; çocuk ile yaşına uygun bir şekilde, bu durumun hatalı olduğu ve
 doğrusunun ne olduğu , davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı
 konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın
 istenmediğinin belirtilmesidir.
 
 3. Cezalar hatırlatılmalı: Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın
 büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir
 ortam oluşturarak , çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak
 konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları
 alabileceğini belirtmelidir. Bu noktada çocuğun yaşına göre anne babanın
 konuşma tarzı ve üslubu çok önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma
 ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar veriir,
 ilerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeler.
 
 4. Ceza uygulanmalı: Konuşma ve söylenen cezalandırma ikazlarına rağmen
 devam eden yanlışlarda, anne babanın bahsettiği cezayı uygulaması gerekir.
 Anne babalar, yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa kesinlikle
 söylememelidir. Ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları
 zamanlarda hafifletici sebeplere karşılık olarak, cezadan
 vazgeçebileceklerini önerebilirler. Örneğin, ceza olarak dışarı parka
 götürülmeyecek çocuğa , “odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim”
 denebilir. Cezalandırmanın şekli çok önemlidir. Çocuk psikiyatristlerinin
 önerdiği cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi
 şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece
 sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedeler ve ortamı daha
 gergin hale getirir. Erken yatma, odasında yalnız olarak iki-üç dakika
 beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılması da uygun olur.
 Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri
 zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir.
 
 5. Uzmana başvurmalı: Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen
 sıkıntılar için anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri
 gerekir. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu, karşı gelme bozukluğu,
 dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu, çocukluk çağı depresyonları, uyum
 güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir.
 
 Ödüllendirme nasıl olmalı?
 
 Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde çocuğun başarılarını,
 doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını, ödüllendirmesi
 önemlidir. Nasıl ki istenmeyen davranışların ve yanlışların kalmaması için
 cezalandırma yöntemine başvurulur, aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de
 uygun kullanmaları çocuk eğitimi açısından önemlidir.
 
 Çocuğun olumlu davranışlarının tasdiklenmesi bebeklik döneminde başlar. Bir
 hareket yaptıktan sonra bebek, annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan
 tasdik bekler. Eğer o davranış tasdiklenirse (gülümseme, kafa sallama,
 dokunma, ses ile onaylama, ona bir şey verme vb.) bebeğin o davranışı
 giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir
 tavır (görmezden gelme, kaş çatma, ses ile ikaz, el ile engelleme, onu o
 ortamdan uzaklaştırma vb.) olursa o davranış uzun süre devam etmeden giderek
 gücünü kaybeder.
 
 Maddi değil, duygusal ödüllendirme
 
 Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli yaş ve ailenin durumuna göre
 genelde değişiklikler gösterir.Ama şunu hemen belirtelim ki en iyi
 ödüllendirme maddi ödüllendirme değil, duygusal ödüllendirmedir. kendisine
 sürekli bir şeyler alınmaya alıştırılan çocuk, gün gelecek en iyi ve en
 pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının öpmesi,
 kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi
 şeklindeki ödüllendirme; en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Anne
 babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanısıra imkanları ölçüsünde ek
 hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların,
 hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi değeri ön plana çıkarmaları daha
 doğru olur.
 
 Yaşın önemi
 
 Yaşa göre, ödüllendirme şu şekillerde olmalıdır:
 
 1. Bebeklik döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama,
 onunla oynama, onu besleme, gezdirme, onunla meşgul olma, onunla konuşma,
 onu sevdiğini hissettirme vb... Bu davranışların normal zamanda yapılması
 zaten gereklidir. Ancak ödüllendirilmek istendiğinde özellikle yapılması
 önemlidir.
 
 2. Okul öncesi dönemde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama,
 onunla oynama, onunla gezme, birlikte vakit geçirme, söz olarak
 onaylandığını vurgulama, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme, onun
 sevildiğini hissettirme, onun gelişim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler
 alma ( bu hediyelerin manevi değeri ön plana çıkarılmalıdır.)
 
 3. Okul döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, onunla oynama,
 onunla birlikte gezme, birlikte ders çalışma, onaylandığının
 hissettirilmesi, onun kabiliyetlerini ön plana çıkaracak program ve
 aktivitelere yönlendirme, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme vb.
  
 Maddiyat ile değil, duygusal anlamda ödüllendirin
 
 Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Osman Abalı, anne babaların genel
 anlayışının, iyi bir şey yaptığında çocuğu maddi anlamda ödüllendirmek
 olduğunu belirterek, "Çocuğa verilen en iyi ödüllendirme, maddi değil
 duygusal ödüllendirmedir" dedi
 
 Abalı, hayatın ilerleyen aşamalarında çocuk gelişiminin bazı yönlendirmelere
 ihtiyaç duyduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
 
 "Çocuk davranışlarının şekillenmesinde, çocuğun başarılarının, doğru
 davranışlarının ve onaylanması gereken tavırlarının ödüllendirilmesi
 önemlidir. Nasıl ki istenmeyen davranışların ve yanlışların kalmaması için
 cezalandırma yönteminin uygun şekilde uygulanması önemliyse, aynı şekilde
 ödüllendirme yönteminin de uygun kullanılması çocuk eğitimi açısından
 önemlidir."
 
 Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şeklinin, yaş ve ailenin durumuna göre
 genelde değişiklik gösterdiğini anlatan Abalı, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
 "En iyi ödüllendirme, maddi ödüllendirme yerine duygusal ödüllendirmedir.
 Çocuğun bu türlü bir ödüllendirmeye alıştırılması da oldukça önem taşır.
 Anne babaların genel anlayışı, çocuğa maddi hediye ve bir şeyler almanın
 sanki en iyi ödüllendirmeymiş gibi algılanmasıdır. Bu şekilde devamlı bir
 şeyler alınmaya ve verilmeye alıştırılan çocuk ise gün gelecek en iyi ve en
 pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının okşaması,
 kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi
 şeklindeki ödüllendirme ise en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir."
 
 Verilen sözü tutun
 
 Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanı sıra imkanları ölçüsünde ek
 hediyeler vermesinin de çocuğu ödüllendirmenin diğer yolu olduğuna dikkat
 çeken Abalı, "Anne babaların, çocuklara alınan hediyelerde maddi büyüklük
 yerine, manevi değeri ön plana çıkarmaları uygun olur. Bazı anne babalar
 bunu yapsa bile günümüzün tüketim toplumunda çevresinden ve arkadaşlarından
 etkilenen çocukları yönlendirmek anne babalar için hayli zor olacaktır"
 dedi.
 
 Anne babaların ödüllendirmeyi belli bir hedefe ve başarıya yönelik
 yapmalarının, o hedeflere ulaşılmayı kolaylaştıracağını dile getiren Abalı,
 verilen sözlerin de kesinlikle yerine getirilmesi gerektiğini söyledi.

 ***************************************************************************************************

ÇOCUK EĞİTİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

 

Çocuklar nelerden korkar?

 
 Çocukların korkuları, yaş dönemlerine göre farklılık gösteriyor. Daha küçük
 yaşlarda korkuların kaynağı sesken, ilerki yaşlarda somut korkular ortaya
 çıkıyor.
 
 Çocukların korkuları yaşlarına göre farklılık gösteriyor. Pek çok anne- baba
 aşağıda okuyacağınız "korkuların" çocuklarında olmasının "normal"
 olabileceğini unuttuğundan, bu korkuları teker teker hatırlatmak istedik.
 
 2 yaş
 
 En çok seslerle ilgili korkular sözkonusu: Özellikle tren, kamyon,
 gökgürültüsü, sifonun çekilmesi, elektrik süpürgesinin çıkardığı sesler.
 Karanlık, büyük eşyalar, koyu renk eşyalar ve şapkalar da korku unsuru bu
 yaştaki çocuklar için...
 
 2.5 yaş
 
 Oyuncağın veya yatağın yer değiştirmesi, annenin uykuya geçişte yanından
 ayrılması, birinin yan kapıdan girmesi gibi alışagelmişin dışında yapılan
 hareketler çocuğu korkutabilir.
 
 3 yaş
 
 En çok görsel korkular; karanlık, hayvan, polis, anne babanın gece sokağa
 çıkması.
 
 4 yaş
 
 Gene seslerle ilgili korkular, özellikle motor gürültüsü. Ayrıca karanlık,
 yabani hayvanlar, annenin evden ayrılışı.
 
 5 yaş
 
 Fazla korkulu bir yaş değil. Daha çok görsel korkular var. Ayrıca daha somut
 korkular, düşme, bir yerini incitme gibi.
 
 6 yaş
 
 Çok korkulu bir yaş. Özellikle seslerle ilgili. Kapı zili, telefon, böcek
 veya kuş sesi. Hayalet, cadı korkusu, yatak altında birinin saklanabileceği
 korkusu. Su, ateş, fırtına, anneyi eve gelince bulamama korkusu.
 
 7 yaş
 
 Karanlık, bodrum, tavanarası korkusu. Gölgeleri hayalet, cadı gibi algılama.
 Okuduklarından, televizyondan, sinemada gördüklerinden fazlasıyla etkilenme,
 endişelenme.
 
 8- 9 yaş
 
 Endişe ve korkular daha az. Sudan ve karanlıktan daha az korku. Daha
 gerçekçi korkular var. Mesela bir şeyi yapamamak, okulda başarısızlık gibi
 kişisel endişeler.
 
 Çocuğunuz korktuğunda neler yapmalısınız?
 
 1. Korkusuna saygı gösterin.
 
 2. Çoğu korkunun geçici olduğunu kendinize hatırlatın.
 
 3. Tekrar ona yardımcı olmaya çalışmadan önce, korktuğu durumdan makul bir
 süre geri çekilmesine fırsat tanıyın.
 
 4. Korktuğu duruma tekrar alışabilmesi için ufak adımlarla ona yaklaşın
 (Mesela yükseklikten korkuyorsa, az yüksek yerlere çıkarın. Köpekten
 korkuyorsa köpek yavrusunu sevdirmekle işe başlayın).
 
 5. Çocuğunuzun nelerden korktuğunu saptamaya çalışın. Saptadığınız şeylerden
 onu uzak tutmaya çalışın.
 
 6. Çocuğunuzun korkusunun yaş düzeyinde çoğu çocukta görülen korkulardan
 olup olmadığını test edin. Yaş düzeyinde sıkça görülen bir korkuysa
 geçeceğini düşünüp olayı hafife alabilirsiniz. Korkusu aşırıysa ve
 geçmiyorsa bir uzmanla görüşmeniz yerinde olur.
  
 Hiperaktif mi, yaramaz mı?
 Çocuğunuz okul hayatında başarısız, yaşıtlarına göre aşırı hareketli ve
 dikkatini bir türlü toplayamıyor mu?
 
 Eğer bu gözlemleriniz sürekli devam ediyorsa ve çocuğunuz hem evdeki hem de
 okuldaki hayatında aynı hareketlilik ve dikkatsizliği gösteriyorsa bu konuya
 önem vermenizde fayda var.
 
 Hiperaktivite bozukluğunun üç temel belirtisi vardır. Çocukta bu
 belirtilerin hepsi bir arada bulunabilir ya da sadece biri ya da ikisi
 görülebilir.
 
 - Çocuk çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, etkinliklerde hatalar
 yapar. Örneğin, satrançta, sporda dikkatsizce hatalar yapıyorsa bu önemli
 bir bulgudur. Ancak burada altının çizilmesi gereken nokta sadece okulda,
 derslerinde değil, kendi sevdiği etkinliklerde de hatalar yapmasıdır.
 
 - Düşünmeyi gerektiren aktivitelerden kaçar. Örneğin, satranç, bilmece çözme
 gibi şeylerden uzak durabilir.
 
 - Gerçek dikkat eksikliği olan çocuklar dışarıdan gelen en ufak bir uyarana
 derhal tepki gösterirler. Bir zil sesi, bir ışık çocuğun dikkatini hemen
 dağıtır.
 
 - Kendisiyle konuşulduğu zaman dinlemiyor gibi gözükür. Çoğu zaman da
 kendisine söylenenleri yerine getirmez.
 
 - Çoğu zaman kendisi için gerekli olan, defter, kalem ve benzeri eşyalarını
 kaybeder.
 
 - Çoğu zaman çocuk o kadar ataktır ki daha soru bitmeden hemen cevap verir,
 herkesin sırasını beklediği yerde sıra beklemez. Bu ilk defa ana okulunda ya
 da okulda ortaya çıkar.
 
 - Çoğu zaman başkasının sözünü keser, başkasının oyununu bozar.
 
 - Çoğu zaman kıpır kıpırdır, yerinde duramaz. Hareketlerinde bir aşırılık
 söz konusudur.
 
 - Oturması beklenen yerde oturamaz, kalkar, sınıfta kendini tutamaz, kalkar
 dolaşır.
 
 - Etkinliklere katıldığında oyunu bozar, sırasını beklemek istemez, devamlı
 hareket der.
 
 - Çok konuşur, söze karışır.
 
 Küçük yaşta anlaşılabilir
 
 Genellikle okula başlama çağlarında göze çarpan bu durum, dikkatli bir
 gözlemle 1-1.5 yaşlarında da tanınabilir. Hatta bazılarının anne karnında
 bile çok hareketli oldukları veya doğumdan hemen sonra anne kucağında ya da
 yatağında durmadan hareket ettikleri gözlenir. Bu bebekler, huysuz,
 huzursuz, güç bebek olarak tanımlanır. Yaşamın ilk birkaç ayında aşırı
 hareketlilik, yeme ve uyku bozuklukları görülebilir. Emekleme dönemi veya
 yürümeye başladıkları zaman çok hareketli ve atak oldukları için birkaç
 kişinin devamlı bakımını gerektirirler.
 
 Uzmanlar, aile ve öğretmenlerin yaramazlık ve hiperaktiviteyi birbirine
 karıştırdığını belirterek, bu konudaki farka dikkat çekiyor. Hiperaktivite
 tanısının mutlaka bir çocuk psikiyatristi tarafından konulması gerekir.
 Çünkü tembel, şımarık ve yaramaz çocuklar da bu bozuklukla karıştırılabilir.
 Çocuk tedavi edilmezse okulu bitiremiyor, aşırı tezcanlı olduğundan
 çalışarak bir şeyleri başarmayı beklemiyor. Toplum dışı bazı davranışlar
 göstererek, etrafına zarar verebiliyor.
  
 Aşırı İlgi Çocuğu Çekingen Yapıyor
 Anne babaları tarafından aşırı korunan ve kollanan çocuklar, kendini ifade
 etmekte zorlanıyor ve arkadaş edinmede problemler yaşıyor. Uzmanlara göre,
 aileler çocuktaki olumsuz değişiklikleri dikkate alarak, kaynağını
 araştırmalı. Çocuğa güvenildiği gösterilmeli, duygusal acılarına karşı
 duyarlı olunmalı ve hissettikleri paylaşılmalı. Sınıf içi arkadaşlık
 ilişkileri gözden geçirilerek, özgüvenini geliştirici spor, sanat gibi
 etkinliklere yönlendirilmeli.
 
 Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.
 Dr. Nilüfer Darıca, çocuğun korkak, ürkek, çekingen olması, kolayca arkadaş
 edinememesi ya da güçlü olarak tanımlanan bazı çocuklar tarafından
 ezilmesinin, büyüme ve kişilik gelişiminde çok önemli rolleri olan
 anne-babasının tutumlarından kaynaklanabileceğini söyledi. Anne babalarda
 çocuk yetiştirme konusunda genelde sık gözlenen tutumlardan birinin aşırı
 koruma ve kollama olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Darıca, tüm hakimiyet ve
 sorumluluğun ebeveynde olduğu aile ortamında yetişen çocukların, ev dışına
 çıktıklarında kendi kanatları ile uçamaz hale geleceğini, ailelerinden
 ayrıldıklarında bocalayacaklarını ifade etti.
 
 ÇOCUĞA SORUMLULUK VERİN
 
 Prof. Dr. Darıca, anne babanın, çocuğun kişiliğinin oluşumunda önemli rol
 oynayan ilk özdeşim modeli olduğunun altını çizerek çocukların sevgi, saygı
 ve anlayış içinde büyütülmelerinin, toplumda katılımcı ve üretken bireyler
 olmaları açısından çok önemli olduğunu hatırlattı. Yaşam boyu
 karşılaşılabilecek problemleri çözme konusunda kendine güvenen bir çocuk
 yetiştirmenin her anne babanın isteği olduğunu, buna rağmen anne-babaların,
 bazen bu isteğe paralel gitmeyen tavırlar sergilediğini anlatan Prof. Dr.
 Darıca, aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumun bunlardan birisi olduğunu
 kaydetti.
 
 Genelde bu tip ailelerin yetiştirdiği çocukların aşırı korkak, ürkek,
 kendini ifade etmekte zorlanan ve arkadaş edinmede problemler yaşayan
 çocuklar olduğunu dile getiren Prof. Dr. Darıca, “Tüm bu davranışların
 altında yatan temel neden, anne babanın aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumu
 karsısında geliştirilen güven eksikliği ya da özgüven yetersizliğidir. Bu
 yüzden bu tür davranışlardan kaçınılması ve mümkün olduğu kadar çocuklara
 sorumluluk verilmesi gereklidir” diye konuştu.
 
 SİHİRLİ SÖZ: “SANA GÜVENİYORUM”
 
 Prof. Dr. Nilüfer Darıca, kendine güven duygusundan yoksun olmanın, tüm
 ilişkilerde yakınlaşmayı, sevgiyi, başarıyı engelleyici bir faktör olduğunu
 vurgulayarak, şunları kaydetti: “Özgüven duyguları gelişmiş çocuklar arkadaş
 gruplarıyla ve yetişkinlerle uygun iletişim kurabilirler. Genelde (sen bunu
 başarabilecek güçtesin, sana güveniyorum) sözleri, anne babanın çocuklarına
 gerektiğinde söyleyebilecekleri sihirli sözlerdir. Çocuk başkalarına ve
 kendine dair yapıcı duygu ve düşünceleri bu biçimde geliştirebilir,
 sorumluluk alabilir.”
 
 Bebeklikte sevgi, ilgi ve şefkat eksikliği, anneden uzun süre ayrı kalmak,
 anne babanın baskıcı ve kısıtlayıcı olması, aile yaşantısının karşılıklı
 olumsuz tavırlarla sürmesi, otoriter, katı, hoşgörüsüz aile ortamı gibi
 sebeplerin de çocukta güvensizlik duygusu yaratabileceğine dikkat çeken
 Prof. Dr. Darıca, ebeveynlere şu önerilerde bulundu: “Aileler çocuktaki
 olumsuz değişiklikleri dikkate almalı, bu olumsuzluğa neden olan kaynağı
 araştırmalıdır. Çocuğun tüm duygularını açıkça ifade etmesi için sabırla
 konuşması beklenmeli, ona cesaret verilmelidir. Ona güvenildiği
 gösterilmeli, duygusal acılarına karşı duyarlı olunmalı ve hissettikleri
 paylaşılmalıdır. Sınıf içi arkadaşlık ilişkileri gözden geçirilerek,
 özgüvenini geliştirici spor, sanat gibi etkinliklere yönlendirilmelidir. En
 önemlisi de anne baba ya da eğitimci olarak, çocuk yetiştirme tutum ve
 davranışlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.”
 
 Hatasız annelik olmaz
 Çocuklara diledikleri gibi davranma özgürlüğünü verseniz, onlarla asla başa
 çıkamazsınız. Sıkı bir disiplin uygulamaya kalksanız bu kez de çocukların
 tepkisi çok büyük olur. Peki disiplin konusunda bir orta yol bulunamaz mı?
 Emin olun, hataların ne olduğunu bilirseniz, hatasız anneliğe bir adım daha
 yaklaşmış olursunuz.
 
 1- Çocuğu çok fazla övmek ya da onu övgüden yoksun bırakmak
 
 Çocuğunuz kirli giyeceklerini ortada bırakmayıp, kirli sepetine koymuştur.
 Aman efendim, bu ne büyük bir başarı! Çocuğunuz dünyanın en iyi çocuğu.
 Böyle bir evlada sahip olduğunuz için dünyanın en mutlu annesisiniz.
 
 Çocukların yaptıkları sıradan işlerin, harikalar yaratmakla eş anlam
 taşıması, çok yanlıştır. Çocuk, bundan sonra ne yapsa annesinden övgü almak
 isteyecektir. Övgü bağımlısı olması, onu ilerde sıkıntıya sokacaktır.
 
 Buna karşılık çocuğun gerçekten önemli bir işi başarmasına, annenin pek de
 itibar etmemesi., küçük yürekte derin bir yara açabilir. Ne yapsa, annesinin
 gözüne giremeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılır.
 
 2- Çocuklara ‘küçük yetişkin’ muameselesi yapmak
 
 Son yıllarda, çocukların karşısına geçip onlarla ciddi ciddi tartışmalara
 girişmek moda oldu. Bazı pedagoglara göre, çocuğu yetişkin muamelesi yapmak
 onun kişiliğini geliştirmesine yardımcı oluyor. Ama bazı pedagoglar da bu
 tezin tam tersini savunuyorlar.
 
 Örneğin çocuğun ‘Terminator’ filmini izlemesine karşı çıkıyorsunuz. Onunla
 bu konuda hararetli bir tartışmaya girmenizin bir anlamı olmaz. Çocuğa,
 kendi fikrinizi kabul ettiremezsiniz. Ama, çocuğunuza herhangi bir neden
 açıklamadan bu filmi izlemesine izin vermeyeceğinizi söyleyebilirsiniz.
 
 Aşırı derecede demokratik davranmak, çocukları şımartmaktan başka bir işe
 yaramayabilir.
 
 3- Belli bir disiplin programına sadık kalmak
 
 Çocuklarınıza nasıl bir disiplin uygulayacağınıza karar vermeden önce,
 çocuğun yaşını değil, kişiliğinin özelliklerini dikkate almalısınız. Ayrıca
 çocuklara her zaman aynı ceza uygulanırsa, zamanla buna bağışıklık
 kazanırlar ve cezanın bir anlamı kalmaz. Çocuğa verilecek ceza, yaşına ve
 kişiliğine uygun olmalı.
 
 Şu hatayı yapan çocuğa (yaşı ne olursa olsun) şu ceza verilmeli formülünü
 lütfen aklınızdan çıkarın. Hata yapan çocuğun yola getirilmesi için her
 zaman değişik yöntemlere ihtiyaç vardır.
 
 4- Ceza vermekten kaçınmak
 
 Aslında disiplinin amacı, çocuğu cezalandırmak değil ona bir şeyler
 öğretmektir. Fakat çocuğun hatalı davranışlarının bir cezası olmazsa,
 yaptıklarının hata olduğunu anlayamaz. Bu nedenle, çocuk hatalarının
 bedelini ceza ile ödemeli.
 
 Ama ceza denilince çocuğun canını acıtmak, ondan intikam almak ister gibi
 davranmak elbette yanlıştır. Diyelim ki çocuğunuzu sofraya çağırdınız ve
 küçük afacan oyunu bırakıp sofraya gelmedi. Bu durumda ona tekrar tekrar
 seslenmek ya da tehdit etmek yerine susup beklemek en doğru hareket olur.
 
 Çocuğunuz karnı acıkıp sofraya geldiği zaman da yemeğini soğuk soğuk yemek
 zorunda kalmalı. Cezalandırma yönteminizde çocuğun suçuna uygun ceza seçmeye
 özen gösterin.
 
 5- Psikolog rolü oynamak
 
 Küçük kızınız, erkek kardeşinin oyuncaklarını tekmeleyip, bağıra çağıra
 kardeşinden nefret ettiğini söylüyor. Siz kızınıza bir psikolog edasıyla
 sorular soruyorsunuz: ‘Hayatım, ne oldu? Kardeşin sana bir kötülük mü yaptı?
 Neler hissettiğini bana anlat’ şeklinde konuşmaya kalkışırsanız, hiçbir yere
 varamazsınız.
 
 Çocuklar, annelerini karşılarında olduğundan farklı biri olarak görmekten
 hiç hoşlanmazlar. Annenin bu yaklaşımı, çocuğun öfkesini daha da artırır.
 Anne, çocuğunun karşısında kararlı bir tutum içinde olmalılar. Annenin
 üstünlüğünü fark eden çocuk çaresiz kalıp tutumunu değiştirecektir.
 
 Çocukları kazalardan koruyun 
 Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği’nce hazırlanan, çocukları kazalardan
 korumaya yönelik broşürde, 1-3 yaş arası çocukların hareketli, meraklı ve
 araştırmacı olduğu için en riskli grup olduğu belirtiliyor. Bebek, ev, araç
 ve yol güvenliği ile zehirlenme ve boğulmalardan korunma yöntemlerinin
 anlatıldığı broşürde, çocukların başına gelebilecek kazalardan erişkinlerin
 sorumlu olduğu ve bu kazaları sadece bu kişilerin önleyebileceğinin
 unutulmaması gerektiği vurgulanıyor.
 
 Broşürde şöyle deniliyor: “Bebeğin boynuna emzik kolye, çengelli iğneli
 nazar boncuğu takmayın. Bununla boğulmasına veya boynunun kesilmesine neden
 olabilirsiniz. Bebeğinizi evde, arabada özellikle de içi su dolu herhangi
 bir şeyin yanında asla yalnız bırakmayın. Kapağı açık bir klozetin
 bebeğinizin boğulmasına yol açabileceğini unutmayın. Bebeğinize elektrikli
 ve motorize oyuncaklar vermeyin. Mikrodalga fırında ısıtılan mamaların orta
 bölümünde ısının çok yüksek olabileceğini unutmayın. Bebeğiniz yürürken
 yemek yedirmeyin. Bebek yatağının tüm elektrik kablolarından ve perdelerden
 uzak olmasına özengösterin.”
 
 Düşme ve yanık tehlikesi
 
 Kazaların en sık görüldüğü grubun okul öncesi çocuklar olduğu, çocukları
 evde bekleyen tehlikelerin başında düşme ve yanıkların geldiği belirtilen
 broşürde, dikkat edilmesi gereken diğer hususlar şöyle sıralanıyor:
 
 “Kibrit ve çakmakları çocuklardan uzak tutun. Yatakta sigara içmeyin.
 Tavadaki kızgın yağın üzerine su dökmeyin. Yürüteç kullanmayın. Pencere ve
 balkondan düşmenin en ağır yaralanmalara yol açtığını unutmayın. Kucağınızda
 çocuk varken sıcak içecek ve yiyecek tüketmeyin veya taşımayın. Ocağın arka
 gözlerinde yemek pişirin. Tavaların ve tencerelerin saplarını duvara dönük
 tutun. Arabanın hızı,kaza anındaki ölüm riskini artırır. Kaza anında
 arabadan dışarı savrulan kişinin ölüm riski 25 kat artar. Bir çocuk için
 araçta en güvenli yer arka koltuktur. 11 yaşına kadar çocukların arka
 koltukta oturması uygundur. 1-3 yaş arası çocuklar hareketli meraklı ve
 araştırmacı olduğu için en riskli gruptur. Bu yaş grubu çocuklar her şeyi
 ağızlarına götürürler.”
 
 Yalnız yatırmaya alıştırın
 Uzmanlar, çocukların doğumdan itibaren yalnız yatmaya alıştırılması ve bu
 alışkanlıktan çeşitli bahanelerle vazgeçilmemesi gerektiğini belirtiyorlar.
 Psikiyatri Uzmanı Sabri Yurdakul, anaokullarında geniş çapta yapılan
 araştırma sonucunda, çocukların yarıdan fazlasının sürekli anne-babaları ile
 birlikte yattıklarının anlaşıldığını belirterek, bu oranın ara sıra
 yatanlarda sayılırsa yüzde 90'lara ulaştığına dikkat çekti.
 
 Ailelerin çeşitli nedenlerle çocuklarını yanlarında yatırdığını, bu durumdan
 şikayetçi olmalarına karşın çeşitli nedenlerle bu davranışı devam
 ettirdiklerini vurgulayan Yurdakul, şöyle devam etti:
 
 ''Anne-babalar, (kışın üşümesinler, üstleri açılmasın) diye, diğer
 zamanlarda ise (gece yalnız yatınca korkuyor, bizimle yatmak istiyor) diye
 çocuklarını yanlarında yatırmakta, ama bu davranış sonraki zamanlarda da
 devam etmektedir. Çocukların anne babaları ile yatma istekleri bir yere
 kadar anlaşılabilir bir istektir, ama bunun devamlılık arz etmesi onların
 psikolojik gelişimleri yönünden sakıncalıdır.''
 
 ''ÇOCUK ANNE-BABAYA BAĞIMLI HALE GELİR''
 
 Bu durumun getirdiği başlıca sakıncanın, çocukların anne-babaya bağımlı hale
 gelmeleri ve yalnız yatmayı büyüklerinin kendisini sevmemeleri olarak
 algılamaya başlaması olduğunu anlatan Yurdakul, sözlerini şöyle sürdürdü:
 ''Halbuki çocukların doğumdan sonra odalarının ayrılması ve aile ile
 birlikte yatmaması gerekmektedir. (Aman çocuğum yanımda yatsın zaten onu
 fazla göremiyorum) ya da (bizimle yatmasının nasıl bir sakıncası olabilir?)
 diye düşünen ailelerin çocukları, ilkokul çağına geldiği halde aileleri ile
 birlikte yatma alışkanlığını sürdürmektedir. Sonuç olarak çocuklar, doğumdan
 itibaren yalnız yatmaya alıştırılmalı ve bu alışkanlıktan çeşitli
 bahanelerle vazgeçilmemelidir.''
 
 ALIŞKANLIKTAN VAZGEÇİRMEK İÇİN
 
 Bu alışkanlığın terkedilebilmesi için öncelikle çocukların belli saatte
 yataklarına yatırılmasını ve uyuyana kadar yanlarında oturulmasını öneren
 Yurdakul, ''Uykuya dalana kadar ona masal anlatmak, masal kitabı okumak ya
 da masal kaseti dinletmek, uyuduktan sonra odasından çıkmak onların yalnız
 yatma alışkanlığını kazanmalarına yardımcı olacaktır'' diye konuştu.
 Anne babaların çeşitli taktikler izleyerek, çocuklarının bu alışkanlığı
 kazanmasını engelleyebileceklerine dikkat çeken Yurdakul, şu önerilerde
 bulundu:
 
 ''Gece uyandıklarında korkmamaları için hafif bir ışık odada açık
 bırakılmalıdır. Çocuğun gece kalkıp geldiği zaman, üşenmeden yataklarına
 geri götürülmesi gerekir. (Gece korkuyorum) diye geldiklerinde (ne var
 korkacak, hadi yatağına) demek, ya da (hadi gel yanımızda yat) demek yanlış
 bir davranış olacaktır. Bu nedenle çocukların yalnız yatmaya
 alıştırılmaları, ama bu alışkanlığın sürdürülmesi hem çocuklar hem de
 büyükler yönünden gerekli bir davranıştır.''
 
 ANNE BABALARA ÖNERDİĞİMİZ EĞİTİMLE İLGİLİ
 KAYNAK KİTAPLAR

 1. Çocukta İç Disiplin mi, Dış Disiplin mi ? / Thomas Gordon / Sistem
 Yayınları
 2. Etkili Anne Baba Eğitiminde Uygulamalar / Thomas Gordon / Sistem
 Yayınları
 3. Beni Duyuyor musun ? Bir Cadı Masalı / Leyla Navaro / Remzi Yayınları
 4. Çocuğunuzun İlk Altı Ayı / Prof.Dr.Haluk Yavuzer / Remzi Yayınları
 5. İnsan Olmak / Engin Geçtan / Remzi Yayınları
 6. İletişim Donanımları / Doğan Cüceloğlu
 7. Duygusal Zekâ / Daniel Goleman / Varlık Yayınları
 8. Çocuk Eğitiminin Anahtar ı /Tony Humphreys / Epsilon Yayıncılık
 9. Yaşamın Sihirli Yılları / Prof.Dr.Ayla Oktay / Epsilon Yayıncılık
 10. İletişim Çatışmaları ve Empati / Prof.Dr.Üstün Dökmen / Sistem
 Yayıncılık
 11. Düşe Kalka Büyümek / Yankı Yazgan / Epsilon Yayıncılık
 12. Babacığım Neredesin ? (Çocuk Eğitiminde Babanın Rolü)/ Doç.DR.Sefa
 Saygılı, Ped.Ali Çankırılı / Elit Yayınları
 13. Benimle Oynar mısın Anne ? (365 Oyun) / Ped.Ali Çankırılı / Timaş
 Yayınları
 14. Rota Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Dizisi
 15. Morpa Çocuk Gelişimi Dizisi
 16. TÜBİTAK Okul Öncesi Kitaplar Dizisi
 17. TÜBİTAK Çocuk Kitaplığı Dizisi
 18. TÜBİTAK Gençlik Kitaplığı

*****************************************************************************

Çocuğunuzun Bitmek Bilmeyen İstekleri İle Nasıl Baş edersiniz?

Çoğu zaman markette çikolataların bulunduğu reyonda ya da oyuncakçı önünde ağlayan, tepinen çocuklar ve etrafın bu durumdan rahatsız olduğu endişesi yaşayıp "tamam sus artık ne istiyorsan alıyorum" diyen anne babalar görürüz. Evde istediğine çok benzeyen oyuncağı olmasına rağmen onu aldırtmak için size yalvarır, ağlar, tepinir hatta kendisine ya da çevresine zarar vermeye başlar.                                                    
• Çocuklar doyumsuz mu? Evet çocuklar doyumsuz. Ancak sürekli talep etmesi ve doyumsuz olmasındaki en önemli faktör sınır konmaması, konsa bile etkili şekilde uygulanamaması.
• Sınır koymak nedir? Sınır çocuğun neyi yapıp neyi yapamayacağını, uygun olan davranışın ne olduğunu, kendisinden ne beklendiğini gösterir. Çocuğun yön bulmasını, kendini güvende hissetmesini, iç disiplin kazanmasını sağlar. Tıpkı kurallar gibi sınırların da öğrenildiği en güvenli yer ailedir. Hiçbir çocuk kendisine sınır konmasından hoşlanmaz, her zaman itiraz eder, mızıldanır, sürekli sınırları zorlar. Bir taraftan bu şekilde davranırken, diğer taraftan kuralların, kabul edilir ve edilmez davranışların ne olduğunu bilmek isterler. Bunu bildikleri zaman rahat ve güvende hissederler. Sınır koymak çoğu zaman çocuğun özgürlünü kısıtlamak, onu isteklerinden mahrum etmek gibi düşünülür. Oysaki sınır koyarak çocuğa o anki davranışının kabul edilir ya da edilemez olduğu gösterilir.
• Neden "hayır" diyemiyoruz? (Neden sınır koyamıyoruz ?) "Hayır" demeyi zorlaştıran en önemli neden anne babanın yaşadığı suçluluk duygusu. Özellikle çalışan anne babaların yoğun olarak yaşadıkları bu duygu çocuklarına sınır koymalarını zorlaştırıyor. Çocuklarıyle geçirdikleri zaman diliminin kısıtlı olması, bu süreyi olabildiğince "mutlu", "sorunsuz", "çocuğu üzmeden, hırpalamadan geçirme" düşüncesi sonucu "hayır" demek anne babalara zor geliyor. Günün yorgunluğu, her gün yaşanan bağırışmanın getirdiği bıkkınlık duygusu da "hayır" demeyi zorlaştırıyor. "Hayır" dedikten sonra kararlı davranabilmek için mücadele etmek gerekiyor. Ancak günün yorgunluğu nedeniyle ya çocuğun talepleri yerine getiriliyor ya da çocuk azarlanıyor. Sınır koymayı zorlaştıran faktörlerden biri de anne babaların kendi ebeveynlerinden farklı davranma, farklı ebeveyn olma düşünceleri. Kendi çocukluklarında fazla baskı altında sürekli "yapma, etme"lerle büyümüş olan anne babalar kendi çocuklarının bu sıkıntıyı yaşamamaları arzusuyla sınır koymamayı, çocuğu tamamen serbest bırakmayı tercih ediyor.
• Sınır koymak neden gerekli? Her istediğini elde edebildiğini gören çocuk "ben ne istersem yaptırırım, kimseyi dinlemek zorunda değilim, herşeyi isteyebilirim ve bunun için gerekirse ağlayıp, bağırıp, çağırabilirim" şeklinde düşünür. Sınır çocuğun kişiliğinin oluşmasını, sorumluluk sahibi olmasını sağlar. Her istediği yapılan, hiç "hayır" cevabı duymayan çocuk gelecekte bir başkasından alacağı kararlı bir "hayır" cevabı karşısında yenilgi ve reddedilme hissi yaşayacaktır. Anne babanın oluşturduğu sınırlar çocuğu hırpalamaktan, üzmekten çok güven duygusu hissettirir. Sınır koymak güvenlik ve çocuğu yönlendirme anlamına gelir. Sınır çocuğa belli durumlarda nelerin yapılıp nelerin yapılmayacağını gösterir. Sınır koymamak çocuğun ilgi görmediğini hissetmesine neden olur. Sınırlama getirildiğinde çocuklar ait olma hissi yaşarlar. Sınırlamaların olmaması çocuğun ileride karşılaşacağı sınır ve yasakları anlamasını, bunlara uyum göstermesini zorlaştırır. Çocuğun büt